
27 Aralık 2008 Cumartesi
Pelin Karahan

Megan Fox Seks bağımlısıymış

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim megan fox'un erkek arkadaşı çok şanslı bu kadar istekli ve güzel bir kız arkadaş kolay bulunmaz :)
2009 a ilk bakış
Aslında kendim için değil bizden daha fakir olan insanlar için üzülüyorum.Ben en azından sıcak bir yuvaya anlayışlı bir aileye sahibim ya bendeki olanakların 1/10 una bile sahip olamayan benim beğenmediğim şu günki halimi rüyalarında gören insanlarda yaşıyor bu vatanda ve hiçte azımsanamayacak bir orandalar.Onlar ne yapsın? Hergün evde ekmek bekleyen pek çok kardeş çalış(a)mayan ebeveynler varken onlar ne düşünüyorlar acaba gelecek için mutlu oldukları söylenebilir ben bile mutlu olamazken.
Neyse daha fazla karamsar fikirlerimle baymayayım sizleri.Umarım 2009 hepiniz için 2008 den çok daha iyi olur.
23 Aralık 2008 Salı
Recep İvedik 2 Fragmanı
Ceren Boray'dan (Su) İnginç Klip
Tıkla İzle
22 Aralık 2008 Pazartesi
Bedava Antivirüs Programı

Avira İndir
19 Aralık 2008 Cuma
Ziynet Sali Çocuk Yapacak Adam Arıyormuş

Dersenizki paraya pula gerek yok kendi çocuğumu kendim yaparım bu işle ilgilenen kurumlar mevcut geçenlerde bir model hanım gidip çocuk peydahlamıştı kendisine sizde yapıverin.Ya da bir mesaj hattı oluşturalım isteyen beyler başvursunlar siz seçin aralarından birisini çocuk konusunda size yardımcı olsun.
18 Aralık 2008 Perşembe
Raffaella Fico bekaretini satıyor

KFC’de duş skandalı

Hadiseden Frikik

Resim küçük pek belli olmuyor ancak tıklayıp resmi büyütürseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız.
14 Aralık 2008 Pazar
Osiris Efsanesi

Osiris Mısır kültünde, en önemli tanrılardan biridir. Tanrıça İsis'in hem kocası, hem kardeşi. Horus'un ise babasıdır. Osiris bu dünyanın kural koyucusudur. Aynı zamanda tarımın ve bereketin simgesidir.
Mitolojiye göre insanlar Osiris'i severler. Koyduğu kuralları severek yerine getirirler. Kardeşi Seth onun bu başarısını kıskanır.Seth Osiris'ten kurtulmak için bir plan yapar. Kardeşinin ölçülerine uygun bir tabut yaptırır. Bir şölen düzenler ve Osiris'i de o şölene davet eder. Şölenin en sonunda önceden yaptırdığı tabutu çıkararak bu tabutun kime uyarsa ona verileceğini söyler. Herkes dener ve tabut sadece Osiris'e uyar. Bunun üzerine Seth hemen tabutun kapağını kapatır ve Osiris'in içinde oldugu tabutu Nil'e atar.
Osiris'in karısı İsis kocasını aramaya başlar. Sonunda tabutunu bulur ve onu da alıp Mısır'a döner. Cenaze töreni yapmak için tabutu bir bataklığa saklar. Seth avdan dönerken tabutu bulur ve çok sinirlenir. Osiris'in vücudunu tabuttan çıkarıp parçalara böler ve Mısır'ın çeşitli yerlerine dağıtır.
İsis bu parçaları teker teker bulur. Bir parçası eksiktir. Buna rağmen sihir ve büyü gücünü kullanarak dağılmış parçalarından Osiris'i canlandırır. İsis ve Osiris'in Horus adında bir çocukları olur. Horus büyüyünce Seth'e savaş açar. Bu savaşın sonuçları çeşitli şekillerde anlatılmaktadır.
Bu savaşın sonucunda Osiris - yer altı dünyasının kralı, Horus yaşamın kralı, Seth ise şeytanlık ve kötülüğün kralı olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
12 Aralık 2008 Cuma
Çete Savaşları

Bu kadar bilgi sanırım yeterli eğer istek olursa daha sonra biraz daha bilgi ekleyebilirim.
Hapishanede Seks Talebi
Aklıma geldi yazayım dedim....
11 Aralık 2008 Perşembe
Fenerbahçe Kanouteyi Alacakmış

Nil Karaibrahimgil

Bayılıyorum kendisine :) Çok kafiyeli ismi var Nil Karaibrahimgil Hemde çok yetenekli on parmağında on marifet..Şarkılarını sevmesemde bana sempatik gelen ender şarkıcılardan biri vede çok fotojenik
Bu arada arog'da izlemek şerefine nail oldum kendisinin oyunculuğuda hiçte yabana atılacak gibi değil.Hiç sırıtmamış gayet başarılı buldum kendisini.
Melis Birkan

Oynadığı filmler:Amerikalılar Karadenizde 2,Barda,Ulak,Issız Adam
Oynadığı Diziler:Çapkın,Köprü,Ayışığı
Oyunculuğuna ve Gözlerine diyecek sözüm yok...
9 Aralık 2008 Salı
Kendimden Kurtulmam Lazım
Öylesi bıkmışım hayattan
Uyusam sonsuza dek ya da
Yarın kıyamet kopsa
Son nefesimi az önce almış olsam
Umrumda olmaz
Benim acilen Kendimden kurtulmam lazım
Beni bana unutturabilirmisin söyle
Yarın sana sorsam kendimi
Eski sen değilsin artık diyebilirmisin?
Kendimi Unutsam Eski hatalarım yok olur mu sahi ?
Ruhumdan eser kalırmı bende
Daha iyisi Belki
Eski bedenimde yeni bir hayat yeşerir
Toprağa düştüğümde.
8 Aralık 2008 Pazartesi
Kendini Büyücü zanneden Çocuk
Kavak Yelleri Fenomeni

AROG Kötü demek Moda oldu
7 Aralık 2008 Pazar
Aveadan Avantajlı Tekilf
Ben ve vehamet
Öpüştüğü İçin Polisten Dayak Yedi

3.Cins İntersex Yasallaşıyor

6 Aralık 2008 Cumartesi
Muro Gösterime Girdi

Adriana Lima Bakireymiş

Terminator: The Sarah Connor Chronicles

Atalarımız boşa dememiş "Robotta olsa İnsan İnsandır"
Issız Adam Çalıntı mı?

1-Bir mutfak gurusu olan Alper'in işyerindeki tavırları ve replikleri bir dönem ülkemizde de gösterilen Kitchen Confidantal (Mutfak Sırları) adlı dizinin kendileri de aşçı olan kahramanlarına benzetiliyor.
2-Ada'nın Alper'e gerçekten hissederek sevişmeyi öğrettiği sahne ise başrollerini Keanu Reeves ile Charlize Theron'un paylaştığı; başkalarına hatta kendisine bile soğuk hayattan bezmiş, herkese karşı mesafeli bir erkekle onun tam tersi bir karaktere sahip bir kadının bir aylık ilişkisini anlatan Sweet November (Kasımda Aşk Başkadır) adlı filme benzetiliyor.
3-Alper'in Ada'ya aniden ayrılmak istediğini söylemesinden sonra genç kızın hayal kırıklığı içinde sarfettiği "Karda uyuduğunu sanıyorsun ama öldüğünün farkında değilsin" repliği Paris J'etaime (Paris Seni Seviyorum) adlı filmden birebir alıntı olduğu iddia ediliyor.
4-Issız Adam'ın bir tür klişeler kolajından ibaret olduğunu iddia eden sinemaseverler kumsaldaki sahnenin Le Temps Qui Reste (Veda Vakti) filminden, Alper’in karakterinin About A Boy (Bir Erkek Hakkında) filmindekmi Will'i çağrıştırdığı, Ada’nın, sevgilisinin yatağına uzandığı sahnenin de Los Amantes del Circulo Polar (Kutup Çizgisi Aşıkları), adlı filmlerden esinlendiğini iddia ediyor.
vs vs ...Bitmez bu geyikler zira güzel bir film yapılmıştır ve bu başarıya ancak hayallerinde ulaşabilecek zevzeklerede gün doğmuştur..Eleştirmenin dayanılmaz hafifliği kendini hissettirmelidir
Kendi Elektriğini Kendin Üret

Evrim Devam Ediyor

İlk Gün 350 bin Kişi A.R.O.G izledi
5 Aralık 2008 Cuma
Kaybedince Anlarsın
En değerlisi,Ardında En Büyük Boşluğu Bırakandır...
10 Milyon dolarlık Poz

Fenerbehçe Denizlisporu yendi

Aslı Tandoğan

Ekranlarda gördüğümüz en enteresan bayanlardan birisi Aslı Tandoğan Şu gözlere bir bakarmısınız inanılmaz şu gözlere 5 sn bakıpta etkilenmeyecek bir erkek olamaz bu dünyada ki etkilenmeyen varsa %99 erkek değildir.1979 Ankara doğumluymuş ben nasıl karşılaşmadım hele birde Hacettepede okumuşken Böyle bir güzellik nasıl gözümden kaçmış acaba ? Hacettepe Arp Bölümünden mezunmuş kendisi nasıl bir insan arp çalar ki hele Türkiyede.Wing Tzun yaparmış bir vakitler enteresan.Oldukça da başarılı bir oyuncu. Saygı ve hayranlıkla önünde eğiliyoruz
Yaradana Kurban
Kirli bir masmavi
Ama ne kadar yaraşıyor yarabbi
Bu tırnaklar bu deli parmaklara
Ve ortayla işaret arasında mütemâdi bir cigara
Giderek minareler oluyorlar
Yaşıl bir köprüye rastladım demin
Bir diyeceğim yok dedi martılara
Başımı döndürmeseler
Başımı döndürmeseler böyle
Ben de dedim ki Allah'a
Feriştâhın gelse yaradamaz bu güzelliği
Sen bir turistsin amcabey !
Yapraktı
Yaşadığından uzun;
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere.
Ağacın yüksekliğince,
Dalın yüksekliğince rüzgarda;
Ve bir yeni ö'mü'r
Vardığın çimen yeşilliğince.
Yakın Tarih
Tam kurşun işlemez deminde karanlığın
Bir ateş böceğidir başlar
Üsküdar İskelesinde İki Lostracı Çocuğun Konuşmasından
Âdem abim bilem tutamaz elleri yanar
Ukde
Sizden nasıl da yok yere korkmuşum
Kaşık Ada'nın orda!
Dalın üstüme dalın
Vurun beni, urun
Denizanası kokan gagalarınızla!
Ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!
Bilmiyordum ki çünkü
Ben hem balığım hem kuşum
Ben ama hala anlayamıyorum ki
Bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum
Tarihli Bağbozumu
Nefti kasnaklı bir fıçıya,
Aldırma, kara üzüm !
Sen, o Kırmızı Şarabına doğru
İçten içe
Harıl harıl
Çalışmana bak, iki gözüm !
Şey Gibi
Şey gibi herbişeyim yahu
Satır yazamıyorum
Sanki kendimle değil
Dünyayla ölüyorum
Bağırsam bağırsam bağırsam
Bağırdığımı duymuyorum
Tek bir musluk var açık
Onunla akıyorum
İstemeden istemeden istemeden
İstiyereeeek
Ah sen ölüm denen topal köfte
Buluştuk bak cenabette
İçim rakı dışım su
Bu mahmur cinayette
Çocuklar çocuklar çocuklar
Sizlen doğmamış mıydık biz birlikte
Susss-ma
Pencerenin ağzına asılı
Bütün bu fırıldaklar
Bütün bu pervaneler
Bütün bu değirmenler
Bütün bu uçurtmalar ve uçaklar
Poyrazın doğrultusunda...
Gülibrişim, mimoza ve manolya, kavak
Yaprakları dahil
Bütün bu kıpır kıpır insanlar
Elleri kolları ve kulaklarıyla
Ve erken öten bir horozun sesiyle
Kaçmışlar öbür dünyaya şimdiden
Seslerini bırakmışlar geriye
Bu ölümlü dünyaya yadigar...
Son Gürlük
Tüyüm tüsüm döküldü, yapraksız kaldım
Yine de meyvaya duruyorum bu cıbıl halimle
Tepeden tırnağa
Turuncu turuncu
Kütür kütür
Bu benim sonbaharım
Bu benim son gürlüğümdür
Sevgi Duvarı
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Serçeleme
Kapatırım şimdi kapıyı
Dedim
Dinlemediler beni
Ben de kapatmadım kapıyı
Varsın dinlemesinler
Seng-i Derya
Denizin o tirşe ve hareli gözlerine
Derken Poseydon'la beraber
Kaldırıp başlarımızı güneşin
Gülkokusu bacaklarına baktık
Derken martılar geçti
Sıyırarak suları yanımızdan
Karşı sahilde akşamla yanan
Beş pare cama gömmek için bizi...
Sardunyaya Ağıt
Başgardiyan Rıza başta
Karalar bastı koğuşa
Ikindiyin saat beşte
Seyre durduk tantanayı
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dipkapalıya
İkindiyin saat beşte
Yataklık etmiş zaar
Suçu tevatür ve esrar
Elbet bir kızıllığı var
Ikindiyin saat beşte
Dirlik düzenlik kurtulur,
Müdür koltuğa kurulur
Çiçek demire vurulur
İkindiyin saat beşte
Canların gözü yaşta,
Aklı idamlık yoldaşta,
Yeşil ölümle dalaşta
İkindiyin saat beşte
Saksıdakilere
Her sabah sulanırdı hizmetçilerde
Yağmuru gördü ya şimdi
Aklı orda hep:
Dindi
Dinmedi
O bir saksıydı siperde
Gökten inenleri gördü de
Anladı gayrı
Yağmur yemek nerdeee
El elinden sulanmak nerde
Sabah Sabah
Kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum
Rengarenk
- - Mor da olabilir - -
Almış yaprağına rüzgârı
Rumca bir şarkı patlatıyor
Denizin gözüne gözüne
Mubalâğa lâz oldu vre sevgilim
Aramızda bu yaz
Pontuslarını zaptetmeye birbirimizin
Selvi yeşili serenlerimize
Beğenmediysen o yeşili
- - Nefti mi? Değil. - -
Camgöbeği olabilir meselâ
Suların pöstekisinde sevişmek için
Mubalâğa yaz oldu bu yaz
İkimiz de ömrümüzün güzünde
Fuzulî'nin dediği Gedây - ı Muhteşemler
Bitkiniz tatlı - işemeden
Böyle böyle deryadil oluyor derya
Derûnumuzdaki...
Uyuyalım mı dedin vre sevgilim?
Gaflet ki, o bayrağı al yelkenliden
- - Mor da olabilir - -
Dalgalarla dalga geçen geçerken
Kucağımıza atlayan bir lâpindir
Menzilimiz Pontus değil Azrail
Ve önümüz sırf ebabil...
Lâkin o da ölecek bir gün mutlak
Bizcileyin yaşarsa bir yaz
Bunu Rabiş'in camına
Bayrağı al bir yelkenliye yaz !
- - Mor da olabilir ama- -
Rumca bir şarkı patlataraktan
Ağaran siyaha doğru
Siya siya !..
İki ceset ki aşktan boğulmuş
Kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla
Tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş
Gidiyorlar Cezayir'i fethe yeni baştan
Biri erkek biri dişi
İki korsan
Güler'le Can...
İkisi de birbirinden alâ
İkisi de mubalâğa !
Şiirin bütün felâketine rağmen
İkisi de yaşıyorlar hâlâ ...
Böylece tekmil oluyor yavaş yavaş
Bütün bir sonbahar...
Pul Pul
Ne acıdığından, ne de kederinden;
Zati ilk düşen damlada
Ne insanlar, ne kendisi vardı...
Koştular çırılçıplak,
Mağara duvarlarına çizilmiş ceylan gözleri,
Koştular, koştular sahile;
İlk düşen damlada deniz vardı...
Şaşırdılar, utandılar da birbirlerinden
Daldılar, daldılar derine
Nefesleri, nefesleri kesilinceye dek;
Işıklı bitkiler içinde
Işıklı balıklar gördüler,
Şaşırdılar, şaşırdılarda ...
Zati ilk düşen damlada güneş vardı...
Prima Vera
Bu ağaç
Ve bu duvar...
Arkadaşın dolmuşuyla gidiyoruz
Beykoz'dan doğru Üsküdar...
Böyle giderse böyle giderse bu bahar
Bu ağaçlar bu duvarı yıkacaklar...
Bu geçmişi değil, geleceği kınalı
Bu yemyeşil davarlar
Bu duvarı yıkacaklar...
Poetika
Yalnız kim ola ki
Kendim...
Kendimin kendini sevmiyorum
Kediler hariç...
Kahve ocakçısı olacaktım ben
Tuttum kavlimi
Yazdıklarımsa hep nafile
Hep nişanlı angaje ısloganlı
Can, diyorlar, bir kahve yap şu dümenin ağzına
Kallavi olsun!
Bende yoksa kahve, yemişçiden tedariklenip
Ve cezveyi ateşe sürüp, üstüne yemeni, şekerini
Taşırmadan pişiriyorum
Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan
Ocağımızı bucağımızı
Isıtamayacağımı!
İşte onun içinde de içim titreyerek
Cezvenizi sürüyorum ateşe
A.R.O.G u İzlemeden Beğenmeyen İnsan Tiplemeleri

Cem Yılmazın Arogda sıçması diyen süper zeka ve dahi onun akabinden Cem Yılmaza giydirme heveslisi şüreka sizleride görmek isteriz o Beyaz Perdede adınızı düzgün söyleyebilirseniz benden sizlere bi çokomel.Daha filmi izlemeden sıçış demekle asıl sıçışın büyüğünü sen yapmışsın kopil.
Bırakın böyle boş işleri ...
4 Aralık 2008 Perşembe
Öyle Bi
Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler
İşte sen öyle bir serindin
Tuzladan kaptılarla inerken şehre
Ne güzel şey sivil denmesi çıplağa
Ve gün-açık penceresinden meselerin
Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi
Ufacık bi parça deniz gibiydin
Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına
Arnavut Köyünün o muhacir güneşi
İste sen öyle bi cumartesiydin
Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar
Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor
Köşeleri dönerken, önlükleri altından
Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu
Kalkan al tıramvaydın ergenlik durağımdan
Meyvahoşun orda bir sabahcı kahvesi
Gün ağarmıştı ama ben günaydın demedim
İşte sen öyle ışıklı bir yerdin.
Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu
Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü'üh!..
İşçiler ateşler ay çörekleri
Ve kılıc gibi taze ekmek kokusu...
Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları
Yaşamak düğünse, sen orda gelindin
Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim
Ölemsiz
Demir tarar gibisin bigün
Gözlerin arkalarda deryaya açılmak?"
Hadi bre gide gide dönmüşlüğüm
İyadesiz iyadeli tahütlüğüm
Seni bilem gide koydum, gidi ölüm!
Okuyana Rahmet
Biçtikçe siyah başaklarını gecenin
Horull uykularımıza kasteden
O tezayaklı eşkıya
Suyolcu Memet Pehlivan
Vadesi doldukta
Güneş müfrezelerinin yaylım ateşiyle
Vuruldu şafakta
Yatıyor şimdi
Rahmet okusak da okumasak da
Kanlar içinde upuzun
Dere boyunda
Eski dölyatağına dönüyor sanki
YAĞMUR
Nur İndi
Karakuşi bir yazıylan
Kışkışlanıp, kışkışlanıp
Akkuğulu yazmalarla
İne inmez yazılara
Elif oldu ne demezsin
Teliflerim, teleflerim
Sivil oldu savaşlarım
Onbeş gündür kardı yağdı
Daha da yağacakmış eyvah
Yarına kalmaz görürüm
Bütün çocuklarıyla çocukluğumun
Ve tuşları üzerinde -İLAHİ- bir orgun
Nur baba gibi geçerken Bach
Zeyil
Bu sulu kar ve bu pespaye şiir
Sürerse bu minval üzre
Bizi bilmem ama, aziz karilerim
Gözlerimde hüzünlü ve tütsülü bir tebessüm
Yarına kalmaz, ben, fücceten ölürüm...
Neşe Ye Sone
Yitirince seni kadın-
Doğumun ardından
Çatladı kapı sanki
Öyle uzak bir doğu ki her şey
Görünmüyor burnumun ucundan
Çiğnenecekmiş gibi geliyor hep
Geçerken kıtadan kıtaya
Ters bir dizeye rastladım demin
Taburcuymuş, öyle dedi
Çıkışını yaptırıyormuş acundan
Lâf!
Ne sen ne ben sevgilim
Öldükse ölümden değil
Sevişmenin acısından
Muhabbet
Çiseledikçe yağmur.
Koştum vardım ki yanına
Anlasın ne nimet olduğunu
Sen git yerine! dedi Ayşa Kadın
Böyle kibar erkeyin ayağına
Ben kendi ayağımnan gelirim
Bu muhabbeti görünce uzaktan
Kıpkırmızı oldu biberiye
Bayram nedir ki dedim kendi kendime
Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye
Merhum Bir Nefer-i Merkuma
Kökü dünyada da olsa
Mevtaya çiçek açacak...
Kaçak !
Kaçak !
Kaçak !
Kaçak !
Sen ölürsen tavşanından ak
Tavşanından kim kaçacak ?
Materyalist
Fransız Hastanesinin orda yitirdiğim
Duvarlara karıştıydı ya parıltısı
Bütün istediğim o yirmi beşlik
Işıl ışıl denizin dibinde
Sade ot yiyen o balık lipsos
Kanatlarıyla suyu havalandırarak
Bütün istediğim o yirmi beşlik
Uğruna kaç kulaçlar daldığım
Ciğerlerim patlayıncaya dek
Baksana ne para gözlüymüşüm ben
Maskulinizm
Kadınlar öğrettiler bana
Başta anam
Hamamda kaynar sular dökerek başımdan
Onlar uyandırdılar beni çocukluktan
Erkek olup üstlerine çıkayım diye
Bu öyle bir esatır ki
Hem yesir tüccarı olacaksın, hem yesir
Ve vücutlarının akkağıtlarına yazdığım o şiir değil,
med-cezir...
Kadınlar doğurdular beni bağıra bağıra
Gine onlar öldürecekler beni aşktan
Bağırta bağırta...
Martılar Ki
Ve öylesine harlı ki
esrik nefesim
Bir kibrit tutsam parlayacak.
Bir sarnıç gemisi diyecekler alev almış
Boğazın iki yakasından
Oysa bir gaz tenekesiyle bir şişe mavi
Gelişi güzel mi güzel bir ocak
Suların ortasında sevgili öfkemle benim
Yanacak bahar erişinceye değin
Soğuktan morarmış kanatlarını
ısıtsın diye martılar
Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin
Lapacı
Ne biçim pirinç bu siyah !
Ayaklarım donuyor
İçim öyle eziliyor ki
Bir tabak lâpa olsa şimdi
Anamın hanımelleriyle pişirdiği
Akpak ve onun elleriyle sıcak
Bir tabak lâpa olsa
Anamın pişirdiği
Bir tabak lâpa
Lâpa ...
Olmayacak da olsa
Ne güzel dua
Kuşlar Vardır
Soğuksa kar, baharsa yaprak;
Bir başına büyür toprakta ömrümüz,
Güneşle yeşil elleriyle çıplak;
- Uslu ayaklarla başlamış yolculuk -
Yürünmez öyle, bazen durulur,
Ve iner erenler katına yorgunluk;
Kapanır sukun üzre kitaplar.
Nefeslerle sürüp giden yaşamamız
Bir su kenarına gelir durur;
Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır;
Yürünmez öyle hep, bazen susulur.
Kibrit Çakıyorsun Karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?
İntihar
Önüne de bir kara tel çekmişler
Dünya yüzü görmesin diye...
Yine de herkesten önce ötüyor sabahları...
Erken öten horozu... sözü bir yerlerden
kulağına çalınmış olmalı...
İlhan Berk İçin
seksenlik merdivenini
çıka çıka bitiremediği halde
hala dinçmiş öyle diyorlar
bunamamış da
ama oldumbittim bunaktı zaten
haa bi de
şiirlerini gerdirmek için
avrupaya gidiyormuş arasıra
İkimizin Arasında
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
Hele ürksün fincancı katırları!
Hürriyete İlan
Düşüyor üstüme bir semavi
Deterjamanın evren pulları...
Ve teperken tipili yolları
Bir garip uyku görmede rüyam
Olmamak üzre bir daha reklam
Böyleymiş meğer en son yıkanmam...
Çamaşır makinesinde bir adam...
Hisarbuselik
Onlar ki ilk ışıkların örneği üzre
Bir cicim dokunuyorlar
Gök yüzbin kere
Hayır
Bu önümüzde açılıp giden manzara;
Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir,
Ve tanrılar boşluktan bıkınca.
Ellerimize malum olur nedense
Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle,
Düşünmenin huzuru ayan olur;
Soğuğun sessizliği hakeza.
Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız,
Boylarımız büyür usul usul;
Duyulmasın diye gürültüler uykularda
Yağmurlar yağar geceleri.
Hayal Oyunu
Ellerimdi ellerinden tutan...
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde
Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin
Dile gelmiş ilk Türkçeydik
Henüz başlamış kül rengi bahar
Ne savaş, ne barıştık biz...
Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular...
Halime Tercümandım
Hamsiydim buğulandım
Koynumdaki hatunu
Havva anamız sandım
Beyazıt Kulesiydim
Hem Kumkapıdaki yangın
Arap itfaiyeciynen
Kendi derdime yandım
Pir Sultandım abdaldım
Düz rakıya dadandım
Çekip çekip kafayı
Anacığımı andım
Banazdaydı bazlamam
Ve radyodaki reklam
Yaşamı yandaş sayıp
Bana bir ekmek bandım
Arşa vardı feryadım
Firazda kör kadıydım
Kararsızlıktan cayıp
Katlime karar aldım
Gül benizli isyanım
Eksi çıktıkça kanım
Arta durdu bicanım
Ben ölsem ölsem bile
Dipdiri o sol yanım
Hal Çaresi
Neler neler olmaz ki bize, bir güzel haller olur
Hallolur eşek davası dahil, bütün davalar
Düşer İsfahan, yıldızlar, Bağdat ve Şam
Kalkar ayağa ayaklar, türkülerle bir halk olur
Sen bezmimize geldiğin akşam
Kainatın padişahı salavatla hal olur
Güzele
Yalnız senin küçücük elinle yalnızlık
Kandilli ilkokulu kadar kalabalık
Zilleri çaldığında düşlerinin
Sınıfların kapıları ardına kadar açık
Gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin
Haklı sınıfları
Belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan
Kitaplar varya onlardan
Öğrenmiş Marx'ı, gümüş balıkları
Ve belki de onun için o kadar,
O kadar aydınlık ortalık...
Sen ki çiçekleri toplamayan güzelim
Çicekleri sulayan çocuk
Ve ben ki buruk ve kavruk
Bir ihtiyar adamım artık
Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok
Ve anladım, anladım ki bir daha
DÜŞÜNDE BİLE GÖREMEZ İŞLER
DÜŞLERİN GÖRDÜĞÜ İŞLERİ
Gelincik Şurubu
Sana bana dünyaya ...
İlikleriniz donduğunda kışın
Bir kaşık umut gerektiğinde
O şişe gelecek aklınıza
Pencerenin önünde duran
Güneşte
Gelincik ...
Farzet Hiç Ayrılmadık
Gözümde tütüyor
Gözümü tütsülüyorsun hala
Hep birlikteyiz sanki
Seninle ben ve DÜNYA
Ellerimde Bir Göztaşı
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi
Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık
Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.
El Tutuşa Tutuşa
İlkin, senin elinle tutuşan benimki
Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel işçilerininki
Sonra, ellerin elleri...
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi
Dünya Hali
değil mi?
Ama dünyada her şey olması gerektiği gibi
olmuyor ki...
Dostum Samaripa Ya Mektup
Şu gümüşü bacaya!
Ne güzel kesmiş tenekeyi tentene!
Güneş de vurmuş üstüne...
Ve salkım salkım sakalları
Rüzgarda saçaklanan bir duman
Arkadaki Papaz Okulunun
Çamlarını çulluyor
Baca değil, buhurdan...
Alt katta da o dumanın ısıttığı suyla
Sakız gibi bir kız yıkanıyor
Ve Sakız Adası gibi köpükte
Yuvarlanıp gidiyor g..leri
Sevgili dostum
Öyle göreceğim geldi ki seni
Burnumda tütüyorsun...
Ha, onu soracaktım
Sen hiç lohuk yedin mi?
Ben ki tatlı sevmem
Nefis bişey
Denli
En sakin deminde çayın
Çınnnn
Mineli fincan elinde
Kıraathanesine
Yeats ile Pavese'nin
Buyrun...
Dönis ki Güzel'in sevgilisi
Görmedim dişçiymiş keriz
Kıskancımın dalgaları içinden
Kalan iki köpek dişimi
Damat, siz çeker misiniz?
Deniz ki Güler'le Güzelbahçe'deydik
Patladı Eşek İmbatı
Bu poyraz lekesi, bu liken
Dönünce dehşet lodosa
Huu dedim, huhuu
Secdeyettim laciverdiye
Deniz ki Hemingway'den mürebbiye
Saldı mıydı üstümüne aslanlarını
Göynümüzün en hayvan hayvanat bahçesinden
En LİYON'suz yeleleriyle
Aslan olalım hepimiz
Öfkesiz sevgi
Denizsiz kara
Erkeksiz karı
Eteksiz erkek
Olmayalım
Öyle ölmeyelim diye
Demin
İstanbul'un asma köprülerini kesti.
Sevdamızın ipinde cirit oynayan cambaz
Şimdi bir kör satırdır içimizde.
Ha düşer,
Ha düşer,
Ha düşer...
Başımızın üstünde demin gülüp duran gökyüzü
Yedekte bir salapurya şimdi
Değişim
Koşuyor karşıki ağacın ardından
Yakalayamıyor ki ama
Daphne değil çünki o yeşil kızın adı
Değişik
Ne ağaca benzer, ne buluta benzer;
Burası gibi değil gideceğim memleket,
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava;
Nerde gördüklerim, nerde o beklediğim kız
Rengi başka, tadı başka.
Cenneşanuhu
Mekânı cennet ola, makâmı şattaraban
Her mendakkadukkada bir dokuz doğuran ...
Kuşkonmaz sütüyle emziriyor geceyi
Ve zifirî yıldızlar ürüyor eski samanyollarından
Yavruları yetişip süzüldü müydü dünyaya
Kadifeden çıtı çıkmaz kanatlarıyla
Düşlerini yiyorlar, gümüşü düşlerini gülibrişim
ağaçlarının
Nasıl yerse ayçiçeği çekirdeklerini çocuklar
Dişlerinin arasında çatırdatarak çıtır çıtır
Tuh sana Puhu Kuşu
Çini mürekkebinlen sarı, susak ve uykusuz nehrime
Batırdığın bu kaçıncı tahtel - bahir !
Büyük Can Dedi ki
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiçeği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken
Bunaydın
Bi de daluçlarında buhur
Bulutlar ki kar
Bulutlar yağıyor
Dizdüşümlerime...
Bir tahtaboştasın loş
Sarmanlar gelip gidiyor
Silüsler beyazdan da yılan
Sen bu tipiden çıkmıyacan...
Bir limon kalsada güneşten
Bide ölümcül umut
Sen bu umuttan iflah
Olamaya
Can. .
Buluşmak Üzere
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Bu Kadarcık
Kumsalda çimerken farımışlar
Mayolarıyla geldiler
En arkada sarışın şipşirin
Olsun olsun dört yaşında bir oğlan
Güler su veriyor onlara
Ben de olsam onlara daha ne verebilirim ki
Musluktan taşan su seslerine karışan
O cıvıl cıvıl seslerini cankulağıylan
Dinlemekten başka?
Buda Öyle Bir Aşk
Islak nefesin
Bi gidip bi geliyor
Biz senlen yatmıyoruz ki
Yaşamıyoruz da
Hep yarışıyoruz
Sen mi ben mi
Önce kim
Ölümü öldürecek diye
Bi Damlacık
Akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu
Ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık,
Ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı
Pullarını döküyor üstüme
Bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir
Belki de anmak için
bi damlacık bir sessizliği
Başka Türlü Birşey
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
Aslandan Al Haberi
O Hıristiyanlar ki
Romalılardan daha dürüst, daha düzgün, daha uygar bir
düzene
inanmaktan başka suçları yoktu...
Romalılar oyalamak için işsiz yığınlarını
O zamanın gazetesi
Ve Hürriyeti olan Coliseum stadyomunda
Aslanlara atarlarmış sen gibi ben gibi
Mehmet Turgut gibi insanları O Mehmet Turgut ki
İşsiz olmaktan başka suçu yoktu
İşsiz parasız evsiz-barksız
Ve aslanın kafesine girdiğini farketmeyecek
kadar uykusuz...
O Mehmet Turgut ki
Libyaya gitmek için sıra bekleyen bir
Kunuri Aslanıydı
Adananın Girne yolunda bir lunaparkta
Buldular parçalanmış vücudunu...
Sade Adananın Girne yolunda değil
Romada da böyle
Oyalamak için işsiz yığınlarını
Ve belki de azalsın diye işsizlerin sayısı
O zamanın gazetesi
Ve Hürriyeti olan Coliseum stadyomunda
Aslanlara atarlardı sen gibi ben gibi
Mehmet Turgut gibi insanları... Ama Ali adındaki
O kendi de müebbete mahkum aslan
Aslanlar akıllanıyorlar mı nedir
Yemedi kardeşim yemedi
Kore Gazisi Mehmet Turgutun göğsündeki
Silver Star nişanını!
Arkamdan Konuşmasınlar Diye
Benim ki Heybeli'de
Yarı yarıya yıkık
Üstünde
Kırmızı üstüne beyaz beyaz harflerle
Kocaman
TÜRKİYE HALK BANKASI
Yazılı
Vallahi billahi de
Beş kuruş almadım o reklam için
Anayasası İnsanın
Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!
Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!
Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!
Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman
Al Bir Uzun Hava
Raşko'da mengeneydi, bu beynimizde kalsın!
Çekmişler ıstor diye muhribin dumanını
Böyle aşk, böyle barış, Allah belamı versin! Bugün kitabım verdim tek pedal matbaaya
Bu yol beni götürür sağlam Selimiye'ye
Ağlıyorsam gözyaşım iki gözüme dursun
Vermişim ben canımı al-uzun bir havaya
Akis
Bir mor yağıyor üstüme...
Dudaklarım öpüşmekten mosmor...
Bir putum sanki ilahilerle
denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz...
Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
Bilakis
Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme
Akdeniz Yaraşıyor Sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize
Yaşayınca Anladım
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
3 Aralık 2008 Çarşamba
İstanbul Yeni Vapuruna Kavuştu

A.R.O.G Güldürmeyi Garanti ediyormuş

Pussycat Dolls Üyeleri Külotlarını Satacakmış

2 Aralık 2008 Salı
Hayat
Polis kılığında pavyon basıp kadın kaldıranların olduğu bir yerdeyiz.Yakalamışlar ama ne fayda işin ilginç tarafı adamlar resmen zorbalık yaparken (kadını saçından tutup sürükleyerek dışarı çıkardılar) kimse kılını kıpırdatamadı kanıksanmış demekki milletimiz tarafından, polisten şiddet görmek normal bir durum gibi algılanıyor.
Polis gördüğümüzde inanamayacaksak gerçek polis olduğuna ölelim be arkadaş haberlerde izledim adam bakkaldan ekmek alır gibi polis kıyafeti alabiliyor yarın bir gün utanmadan yol kesip ehliyette sorarlar bunlar.Ne yapacağız trafik çevirmesinde karşımızdaki polisten kimlik mi soracağız? Emniyet müdürü sorun diyor Sayın müdür sivil biri olarak sorabiliyorsan sen sor diyeceksin de neyse başına gelmedik kalırmı en basiti polise mukavemetten atarlar içeri 3-5 gün sersefil olursun?Bu kıyafetlerin satılmasını yasaklamak çok mu zor kaç kişinin daha başının yanması gerekiyor böyle bir önlem alınabilmesi için?
Neyse siz yine inanın polislerin hepsinin polis olduğuna ve her gece yatmadan dua edin "Allahım Bizi Koru"
Yemekteyiz
Diyorsanızki ben bi yemek yaparım millet kolunu bacağını yer arkamdan bıdı bıdı edilmesine sesin çıkmaz benden kralı yoktur tuzluk diye sallarım sizi mutfakta
Yarışmacı Olarak Katılacaklar için Yemekteyiz Programı Başvuru Formu Burada
1 Aralık 2008 Pazartesi
Bloggerde Arama Motoru Optimizasyonu

Bloggerde en büyük problemlerden biri yayınladığınız konuların arama motorlarında alt sıralarda çıkması ve veya pek tercih edilmemesidir.Arama motorları Genellikle Blog Adınız: Blogda Yayınladığınız Yazı şeklinde tanımlamaktadır.İşte bizde ufak 1-2 kod yardımıyla bu işi düzenleyeceğiz ve yazılarımız daha vurucu bir şelilde arama motorlarında yeralacak Html düzenle sekmesinden widgetleri genişlet seçeneğini işaretledikten sonra Temamızın içinde resimdeki ilk kodu buluyoruz 2.si ile değiştiriyoruz önizleme seçeneğinden hata verip vermediğini kontrol ediyoruz işlem tamam
<title><data:blog.pageTitle/></title>
Yukarıdaki kodu buluyoruz.Aşşağıdakiyle değiştiriyoruz.
<b:if cond='data:blog.pageType == "item"'>
<title><data:blog.pageName/></title>
<b:else/>
<title><data:blog.pageTitle/></title>
</b:if>
Kolay gelsin....
Satanist Evlat Arif

Video linklerini veriyorum becerebilenler youtubeden izleyebilirler...
http://www.youtube.com/watch?v=jioHd63pa8M
http://www.youtube.com/watch?v=qHIYrcgPTwU
İbretliktir izleyiniz, izlettiriniz, ders alınız...
Venedik Battı

Fazla üzülmesinler hala dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşıyorlar
Tenten
