skip to main |
skip to sidebar
Bazen düşünüyorumda bizim insanımız biraz tuhaf gibi geliyor bana.Kendi hakkını savunana inanımaz bir öfkeyle söven başka bir millet var mıdır acaba? Böylesi zamanlarda atasözümüz "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar"ın bu topraklarda cidden yaşandığına kâni oluyorum.Antalya Altın Portakal Film Festivali ödül töreninde ülkemizde yaşanan yanlışlıklardan konuşan Rutkay Aziz'e bazı sosyal medya mecralarında abuk sabuk yüklenilmesini başka türlü nasıl izah edebiliriz ki?
Adamcağızın mesleğini icraa ederken aldığı rollerden tutun da geçimini sağlamak için oynadığı reklamları bile söylediği sözleri çürütebilecek bir doneleri olmadığından ad hominem yapmak için kullanan kelli felli, okumuş yazmış insanları gördükçe irkiliyorum.Sırf siyasi görüşleri farklı olduğundan yüzde yüz haklı olduğunu bildikleri bir konuda dahi Rutkay Aziz'e hak vermemiş olmak için akla hayale gelmeyecek ayaklara yatmaları, bahanelere sığınmaları yok mu ister istemez çileden çıkıyorsun.
Tabi alışmışlar sanatçının da yalakasının konuşmasına ciddi ve dik duruş sergilendiği zaman gocunuyorlar yaralarından.Aman ağam aman paşam demeyen birileri karşılarına çıktığında onca kalabalıklarına ve güçlerine rağmen ifade edemeselerde ölesiye tırsıyorlar.Herkes Ali Kemal olsun bir Hasan Tahsin daha çıkmasın istiyorlar.
Medya bastırılmış,susuturulmuşken televizyon programlarında ya da gazete köşelerinde hatta bloglarda yaşanan baskı ve zulme karşı kimse birşey diyemez, diyeninde anında kellesi kovularak,tazminat davalarıyla tırstırılarak ya da hapse tıkılarak alındığı bir dönemde birinin sesini yükseltmesi adaletsizliğin karşısında milyonlar izlerken dik durması takdir edilmesi gerekirken yeriliyor ya gördükçe,okudukça utanıyorum.
Hele hele haber kanalıyım diye geçinen şimdilerde hepten yalaka bir duruşa sahip bir medya kuruluşunun bu konuşmayı bile kesmeden yayınlamaya ödünün patlamasına ne demeli :)
Şimdi gel bu vatandaşların hak-özgürlük bağlamında samimiyetine inan bu zibidilerin seçtiği vekillerle yapılacak anayasanın ülkeye özgürlük getireceğini tahayyül et olur mu olmaz.
Rutkay Aziz'in konuşmasının videosu ve tam metni
Ben biraz değişik konuşacağım, izninizle...
Öncelikle 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin, başta başkanı olmak üzere, tüm yaratıcılarını, tüm emekçilerini, Çağdaş Sinema Oyuncular Derneği adına en içten duygularımla selamlıyorum. Ayrıca bu festivalde yarışan arkadaşlarımızı, onların tüm yaratıcılarını, emekçilerini yürekten selamlıyorum.
Ama asıl önemli olan bir olay da, sayın başkanın da (Anlatya Büyükşehir Belediye Başkanı) değindiği gibi, 1979-80 yılında yaşanılan sansür ve darbe döneminde ödüllerine ulaşmamış arkadaşlarımızın 30 yıl sonra bu ödülleriyle buluşmalarıdır.
Bu çok ciddi, tarihî, örnek alınacak bir adımdır. Dilerim bu dönen dünyamızda; faşizm ve darbe sürecinden geçmiş ülkelerin sinemacıları da bunu örnek alarak bu tarihi adımı onlar da kendi ülkelerinde paylaşırlar.
Onun için de, o ödül sahibi arkadaşlarımı... Ne yazık ki aramızda Ömer Kavur yok, Zeki Ökten yok. Onlar da ışıklar içinde yatsınlar. Bu anlamda da -dernek olarak- tekrar yürekten kutluyorum.
Bana verdiğiniz ödüle gelince...
Lütfettiniz, teşekkür ederim. Dilerim hak etmişimdir; dilerim yaşadığım sürece de hak etmeye çalışırım. Ola ki, moda deyimle, bir döneklik ya da sapma olursa bu verdiğiniz ödülü özgürce geri alma hakkına da sahipsiniz!
Gerçek sanatçılar, ülkesinin ve dünyanın gerçeklerine tanık olmakla yükümlüdür. Benim Türkiye'min gerçeklerine tanık olduğum olay; hukukun üstünlüğünün yittiği, adaletsiz bir kalkınma gidişinin hızla yol aldığı, "parasız eğitim" diye pankart açan genç arkadaşımın 16 ay tutuklu kalması ama Şili'de o çocukların devrim yapması...
(Burada, yaklaşık 45 saniyelik uzun bir alkış tufanı kopuyor.)
Burada festival "KADIN"ı tema alyor; dünyanın hiçbir yerinde kadın, çocuk, bu kadar cinayete, tacize maruz kalmıyor.
Goethe'nin dediği gibi, "Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir." Bu da benim üklemin bir gerçeğidir. Dünyanın gerçeğine dönüyorsunuz: savaş çığlıkları, açlık, işgal, sömürü! İşte gerçek sanatçılar bunlara tanık olmakla yükümlüdürler...
Ve şuna inanıyorum ki, sinema -Şarlo'nun (Charlie Chaplin'in) dediği gibi- gerçek anlamıyla bir barış sanatıdır. Ve sinema kendi içindeki o "barış" içeriğini koruyarak, hem Türkiye'ye, hem de dünyaya demokrasi, özgürlük, barış ve insanlığa katkı sağlayacaktır.
Bu festivalin de bu katkıyı sağlamasını diliyor, hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Konuşma videosu ve metni beyn.org'dan alınmıştır
Bu gün ne güzel sabahın köründe akrabaların eve doluşmasıyla başladı.İnsan sabah 10'da misafirliğe gelir mi bizimkiler geliyor arkadaş benim daha afyonum patlamamış gözlerim mahmur alel acele fırladım yataktan doğal olarak hemen bi el yüz yıkama üst baş düzenleme faslından sonra eniştemlerin huzuruna çıktım.Uzun zamandır görüşemediğimizden konuşacak pek çok konu duyulacak aile sülale içi bir çok dedikodu birikmiş bizimkiler saatlerce muhabbete devam ettiler bende kaçırdığım uykumu koltukta hafiften yarı uyur vaziyette tamamlamaya çalıştım.
Daha ben kendimi toarlayamamışken ikinci dalga kapıda beliriverdi kuzenlerde damladı ev oldu mu sana panayır yeri.Bir tarafta dedikodu kazanları kaynarken diğer tarafta tavla turnuvası.İki ucu boklu değnek nereye gitsem huzur yok.En temizi odama çekileyim dedim odada da kuzenin ufaklık damladı mı abi gitar çal vs allahtan gitarın la teli kopmuştuda çal mevzusunu atlattık tabi arada hala gitara tel almadın mı diye barnak kadar çocuktan ayar yedikya neyse :)
Akşam yemeği yaklaşırken babam bir anda çiğköfte malzemelerini çıkarttı ve bu günün en güzel olayına imza attı.Hiç haberim yoktu cidden mutlu oldum ne yalan söyliyeyim.Epeydir böylesi içim sevinçle dolmamıştı eski bir dostu görmüş gibi oldum ahh bide yanında bi büyük olsaydı tadından yenmeyecekti ama napalım buncağızla idare ettik :)
Yemeğin üzerine eniştemin bitmek bilmeyen siyasi vaazlarını dinlemek kafamı kazana çevirdi.İnsan hiç mi değişmez biraz daha alçak sesle konuşsa yan siteden duyacaklar insanın sesinin ayarı olmaz mı hiç.Zamanında sağdan şaşmayan insanların bile benim yoluma gelip benimle aynı çizgide oy kullandıklarını görmek tebessüm yarattı.
Geç vakitlere kadar bizde kaldılar.Rahmetli annanemin zamanından beri kuzenin düğünü hariç bu kadar kalabalık ve gürültülü olmamıştık :) Allahtan da olmamışız bir daha aynısı yaşanırsa evden firar etmeyi düşünüyorum.
Ha birde hayatımda ilk defa aynı arkadaşım aynı gün içinde 2 defa müsait olmadığım bir anda aradı :)
Bu bir işaret olmasın sakın :)
İleri demokrasi sayesinde 19 aydır içeride olan Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer sonunda tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildiler.Gözünü sevdiğimin memleketinde arabanla adam ezer öldürürsün 2 ayda çıkarsın ama parasız eğitim yani"hak" arasan böyle senelerce içerde kalırsın işte.
Yazık değil mi bu gençlere başbakanın önünde açtıkları bir pankart yüzünden hayatlarını kaydırdılar.Dünyaları götüren kodamanlara bişeycikler olmazken çetenin allahı olanlar davalara bile uğramazken? Şimdi berna ve ferhat'ın içerde kaldığı günlerin vebalini kim ödeyecek söylermisiniz? Hadi maddi olarak karşılandı 19 ay ya manevi acısını yarasını kim ve nasıl onaracak ?
Berna ve Ferhat pankart açmaktan 19 ay içerdeyken yasak olmasına rağmen kapalı kasa kamyonetle taşıdığı 8 işçinin ölümüne neden olan kişi sadece 5 yıl hapis cezası aldı ve 3 ay cezaevide kaldı.ironi mi deseeem adaletsizlik mi bilemedim.
Ya kocaelinde kocası tarafından tehdit edildiğini yetkili mercilere bildiren kadının yine korunamaması olayına ne demeli? Yazık değil mi kadıncağıza yanına bir koruma veremediniz diye rahmetli oldu ama işinize gelince 100-200 korumayı yığıyorsunuz başkasına ama bir kadıncağızın yardım çığlığına kapanıveriyor kulaklarınız.
Peki biz kime güveneceğiz şimdi ???
Fenerbahçeli olmak gözlerin görmese de stada gelip kulaklıktan maçı dinlerken yapılan tezahuratlara eşlik etmektir.
(Not:Fotoğraf Fenerbahçe - İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında çekilmiştir)
Tüm bayan okurcanlarımın affına sığınarak bu gün rastgeldiğim ve çok hoşuma giden ufak bir hikayeyi paylaşmak istiyorum bakalım tebessüm eden birileri çıkacak mı ? Eminim pekçoğunuz benden önce defalarca okumuşsunuzdur :)
Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale :
-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var , der.
''Kadınlar hayatta en çok ne ister?'' budur bilmek istediğim.Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni.
General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir...
Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
-Kadınlar hayatta en çok ne ister?
Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil...
-Evlen benimle!O zaman öğrenirsin ancak istediğini...
Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit''e ve :
-Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!.Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak general cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Ve evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.....
Konuşur cadı :
- Benim kaderim böyle.Günün sadece yarısı güzel olabilirim ,diğer yarısı çirkinim.Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım ,yoksa gündüzleri dışardayken mi?.....
General düşünür ve : sen bilirsin kararı kendin ver.
İşte o andan sonra korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır....
Peki bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1. Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2. Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.
3. İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır.
Bir kusurumuz olduysa affola :)))
"İleri Demokrasi"nin hüküm sürdüğü ülkemizde gün geçmesin ki yepyeni bir komedi ortaya çıkmasın.Bahadır Baruter Penguen dergisinde yayınlanan karikatürü için mahkeme kapılarında sürünecekmiş gözümüz aydın.Gerekçesi “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama” vay ki ne vay sanırsın adam dine küfretti.Hadi diyelim ki etti iyide bunu yargılayacak olan biz aciz kullarmıyız yoksa rabbin ta kendisi mi? Rab ve din kanunlarla korumaya alınacak mefhumlar mıdır?
Şikayetçi ise daha bir ilginç "Türkiye Diyanet ve Vakıf Görevlileri Sendikası" adamlar işi gücü bırakmış karikatür peşinde koşuyorlar :)
Güya laik bir devlette yaşıyoruz :)
Hayatlarını Atatürk'e ya da diğer milli değerlere küfrederek geçirenlere nedense birşey olmuyor ama iş dînî bir hususa geldimi bizim yargı maşallah aslan kesiliyor.Düşünce hürriyeti vs küllim kimsenin aklına gelmiyor.
Yapcak bişey yok bakalım mahkeme ne karar verecek.
Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...
Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası korugan'ların.
Ölünmüş, canım,ölünmüş
Murad alınmış...
Gelgelelim,
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuziki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.
İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...
Ahmed Arif
*Bizim film ve dizi yapımcıları bir türlü dönem dizisi ya da filmi çevirmeyi öğrenemedi mutlaka bir tarafı eksik kalıyor öyle olunca da lezzet yakalanamıyor.Muhteşem Yüzyıl yeni sezona başlamadan önce acayip gaz verdiler millete şöyle güzel olacak böyle güzel olacak hesabı ama ge gelelim kazın ayağı öyle olmadı.Yeni sezonun ilk bölümlerinde misafir oyuncu olarak yer alan Deli Sabit (Demir Demirkan) ve Malkoçoğlu (Burak Özçivit) diziye taze bir kan getirmiş.Ancak 500 bin dolar harcayıp yapmaya çalıştıkları savaş sahnesi hayal kırıklığından öteye geçememiş ne yazık ki.Ordunun düzeni,saldırı şekli kıyafetlerindeki sıkıntıları görmeyelimde o nasıl bir top atışı efekti gülmekten yerlere yattım hiç koymasalar bin kat iyiymiş bundan 10 sene önce flash animasyonlar hazırlayanlar bile daha iyisini kotarırlardı eminim.Arapların yaptıkları tarihi diziler bile çok daha iyi cidden.Madem paraya kıydılar hollywood yüzü görmüş birileriyle çalışsaydılar biraz daha masraf olurdu ama televizyon tarihine altın harflerle geçerlerdi.
*Hes çalışmaları yerel halkın tüm itirazlarına, olumsuz mahkeme kararlarına rağmen devlet eliyle hukuksuzluğa, çevre katliamına durmadan devam ediliyor.Yeni nesil çekecek ceremesini onlar için üzülüyorum bu kadar gösteri direniş başka bir ülkede olsa eminim yetkililer durun yahu biz ne yapıyoruz diye bi kendilerine döner bakarlardı gerçi o başka ülkede devlet eliyle hukuka aykırı işler yapılmazdı ya neyse.Rüzgar ve güneş enerjisi hiç akıllarına gelmiyor 2-3 hes az yapalım onun yerine diye düşünmüyorlar enteresan.Gerçi bende her seçimde oy oranımı arttıran "necip bir millet" bulsam bende kimseyi takmaz yoluma bakardım.
Elimizden birşey gelmiyor demeyin ben laboratuar ortamında çalışmalara başladım maklube'den sınırsız enerji elde etme denemelerim devam ediyor sıkın dişinizi gençler nurlu ufuklar çok yakın :)
*Seçimden önce tüm okullara akıllı tahta gelecek vaadi gerçek oluyor yalnız ufak bir farkla parasını devlet vermiyor öğrenci velilerinden tahsil ediyorlar kayıt parası vs yoluyla gözünüz aydın "akıllı kütükler" sayenizde millet başka bir kalemden daha yolunuyor haberiniz olsun.
*Şevval Sam ne söylese dinlenir arkadaş lamı cimi yok kadındaki ses muhteşem.Türkü söylüyor on numara,pop söylüyor dinlemekten usanmazsın,daha geçen arabesk söylediğinide duydumya oy oy İbrahim Tatlıses'in Sarhoş'unu öyle bir yorumlamışki defalarca dinlesen bıkmazsın o derece.Sizde bir dinleyin benden tavsiye.