Ne Mutlu Türküm Diyene

Yılmaz Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yılmaz Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2013 Pazar


Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..

2 Yorumgaçlı Okurcan
ankara_kar_yagisi
Fotoğraf için lollacığıma teşekkürler :)

Dün ansızın bastıran karla Ankara başka bir kimliğe büründü daha bir güzel geliyor artık gözüme sanırım karın bu kadar yakıştığı başka bir şehir daha yoktur bu coğrafyada. Manzara insanın aklına ister istemez Yılmaz Erdoğan'ın Ankara şiirindeki Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.. / asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar... dizelerini getiriyor. Ne yapalım bizde güzelliğe kapılıp aldık nevaleleri ipin ucunu kaçırmasaydık iyiydi :) Üzerinize afiyet hâlâ başım ağrıyor ve midem biraz nanemolla.

Umarım bir süre daha bu özel ve son zamanlarda nadir görebildiğimiz misafir şehrimizde kalır da doyasıya tadını çıkartır çocukluğumuzda kartopu oynadığımız, naylon poşetlerle tepelerden dik sokaklardan kaydığımız, üşüyünce hemen apartmanlara kaçıp kalorifer peteklerinde ellerimizi ısttığımız günlerin nostaljisi ile avunuruz.


fethiyespor

Değinmek istediğim bir başka konu var Fethiyespor'un Fenerbahçe ile oynadığı maçta seremoniye üzerlerinde "Yüce Atatürk" yazılı tşörtlerle sahaya çıkmasının "aslında" nasıl bir gerekçeyle suç kabul edilip PFDK'ya sevkedildiklerini merak ediyorum zira beyan edilen gerekçe gayet komik bana inandırıcı gelmiyor bazı "insanların" Atatürk hazımsızlığı malum ama bu kadar da olmaz ki bilader ellerinine geçirdikleri her yerde yurtsever insanları saçma sapan ipe sapa gelmez gerekçelerle, zora koşmaktan, ötekileştirmekten nasıl bir keyif alıyorlar anlamıyorum. Sahaya her türlü abidik gubidik siyasi mesajlar içeren şeylerle girmek serbest ama "Yüce Atatürk" yazan tşörtle girmek yasak öyle mi? Vay arkadaş bu günleri de gördük nihayet. Utanmasalar sokaklarda Atatürk ve onu çağrıştıran kıyafetleri giyen, takıları takan adamları da toplayıp atacaklar içeri, trafik polislerinin diger stickerleri görmezden gelip Atatürk stickerli arabalara kestikleri cezalarda hafızada henüz.

Allah sonumuzu hayır etsin...

7 Nisan 2013 Pazar


Bana pin kodunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

2 Yorumgaçlı Okurcan
Aslında bu yazıda akil adamlar konusuna değinecektim ama malum elini nereye sallasan akil adama denk geldiğinden mütevellit başka bişeyler yazmam gerektiğini düşünürken (gündemden rant yaratmayalım) karşıma hürriyette Ayşe Arman'ın yazısı çıktı.Hacı bu pin kodu işi nedir diyecek olursanız efenim güya alayımızın tüm özellikleri doğum tarihimizde gizliymiş hastalıklarımız,başımıza gelecek işler,aşklarımız hayatımızın gidişatı vs vs hepsi bu gizemli tarihten kaynaklanıyormuş.Hayat 1'den 9'a kadar rakamlar üzerinde dönüyormuş hafız ayık ol :)

Bu yöntemi zortlatan muhteremin adı Douglas Forbes kendisi Güney Afrikalı bir fizikçiymiş adamcağız yememiş içmemiş hayatı gözlmleyip sırrına vakıf olmuş onuda bizimle üleşmeye karar vermiş vatana millete dahası tüm insanlığa faydam olsun diye düşünmüş fena mı etmiş? Bu muhteremin Türkiye'de 5 temsilcisi varmış ilginç olan röpörtajı veren Sibel Arda'nın söylediğine göre bu analistlerden birisi de Yılmaz Erdoğanmış ne kadar gerçek bilemem orasını.

Alttaki resimde görüldüğü gibi sizde formülü doğum tarihinize uygulayıp kendi hayatınızın anlamını bulabilirsiniz kolay gelsin.

pin_kodu

Tüm insanların dünyaya geliş amacı varmış bende üşenmedim oturdum formüle göre kendi amacımı buldum benim amacım 5'miş bildiğin beş :) "Dünyaya zekamı kullanmak,devrim yaratmak ve özgürlüğü öğretmek için gelmişim.Gerçek bir özgürlük tutkunuymuşum" vay arkadaş ben neymişim be abi breh breh breh hatta tey tey tey bu gazla şimdiden başlarsam çalışmalara yeni bir che yeni bir M.Kemal çıkar mı benden acaba :)

Bu mevzular hep boşluktan oluyor arkadaş manevi boşluktan, arayışlar insanlar saçma sapan noktalara sürüklüyor yapcak bişey bulamayınca vatandaş kendini sayıdan harften bişeyler türetmeye,keşfetmeye adıyor.Hadi hayırlı traşlar :)

9 Mayıs 2012 Çarşamba


Muktedirin gölgesinde sanat

2 Yorumgaçlı Okurcan
En sevdiğim sanatçılardan birisidir Yılmaz Erdoğan, şiirlerine hasta olurum, çektiği filmleri beğenerek izlerim ve bana göre her biri almasını bilene inceden bir mesaj verir.Ancak üzülerek görüyorum ki son zamanların yeni trendi iktidar gölgeliğinden yararlanıp Devrime çakma hastalığına tutulmuş.Cumhuriyetin kuruluş aşamasında yaşananların,modernleşme ve yenileşme hareketinin toplumda yarattığı sancılar yeni aklına gelmiş muhteremin.Bir dergiyle yaptığı söyleşiden satırbaşlarını vereceğim ve neden katılmadığımı belirteceğim.


Mizah:"Bence farkındalığın en üst katmanı mizah. Nitelikli bir mizahtan bahsediyorum tabii. Mizah severlikten, şaka severlikten bahsetmiyorum. Çünkü o zaman da çok tehlikeli bir şeydir. Kellen de gider Allah muhafaza."


Sinema:"İran sinemasının kimlik oluşturduğu ve bizim bunu başaramadığımız doğru. Ama bizde olan bazı gelişmeler sebebiyle maalesef böyle oldu. Onlar bir tarihte toplanıp sözlüklerinin tamamını değiştirmediler. Kelimelerinin hepsini değiştirip herkesin kendini yabancı hissettiği bir alanda yeniden kendilerini tanımlamadılar. Dolayısıyla o geleneksel bağ kopmadı.Biraz bağnaz bir batıcılık kafası, halkın önüne sunulan yeni bir şeyler uğruna eskiyi tamamen çıkarmak, bir ağacın meyvesinin kökleriyle olan bağını kesmesi anlamına geldi ki, aslında en çok darbeyi de sanat yedi bu yüzden." 


Şiir:"Divan şiirini madara ettik, Farsçayı, Arapçayı madara ettik. Sadece uzaklaşmadık bir de madara ettik. İngilizceyi, Fransızcayı, batı kültürünü, Amerika'yı kendi kafamızda yücelttik." 


Ezan:"Türkiye'deki bir sette günde beş kez ezan için durursun, 'Aziz Allah' dersin, beklersin, çay içersin ama filmde duyulmaz o ezan." 
Şimdi bu sözler ne desem bilemedim nerden tutsan elinde kalıyor.


Demek son zamanlarda mizahtan uzaklaşmasının sebebi buymuş Yılmaz Erdoğan'ın Bir Demet Tiyatro'dan sonra ÇGHB ile yeni bir soluk yakalamaya çalışsada başaramadığı aşikardı demek kelleyi kaybetme korkusu dağları bürümüş ki sahneye çıkmaktan imtina eder olmuş, kendisini zülfiyare dokunmaktan alıkoymuş endişeleri.


Sinema konusunda kendisindeki bu iran hayranlığını anlayabilmiş değilim hayatta izlemem iran filmlerini ama sakın karalayacağım düşünülmesin bana hitap etmiyor ayrıca sedece bana değil büyük bir kitleye de hitap etmediğinden olsa gerek festivaller haricinde pek göremiyoruz farsi filmleri.Zira anlatmak istediğini doğrudan anlatamadıklarından alternatif yöntemlere eğilmek zorunda iran sineması.İki gencin tutkulu aşkını ya da iran devriminin toplumda yarattığı deformasyonu aktarabilmekte çok yetersiz kalıyorlar rejimin korkusudan.İran sinemasının "başarısını" (ne kadar başarılı tartışılır) dilinden kopmamaya bağlaması ise tamamen anlamsız.


Batıcılık kafası deyimi külliyen haksızlık modernleşme - çağdaşlaşma çabalarını geçmişi silme eskiyle bağları koparma olarak görmek çok sağlıksız.Ayrıca sanatın bu çabalardan zarar gördüğünü söylemek akıl ve mantık dışı kendisi o zamanki şartları biliyordur muhtemelen toplasan %3-5 civarı okur yazar bir kitleye sahip toplumda ne kadar sanat yapılabildiğini bir oturup düşünmek ondan sonra ahkâm kesmek lazım.


Ayrıca bir tarihte oturup hep beraber sözlükleri kelimeleri değiştirelim histerisine kapılmadı Cumhuriyet.Kurulduğu zaman adında Türk ibaresi geçen bu devletin dilinin neredeyse %90'ı arapça ve farsça kelimelerin işgali altındaydı zamanla zorlu bir sürecin ardından kimseleri incitmemeye çalışılarak temizlendi dilimiz ki bu hassasiyetlerden ötürü hala yeterince başarılabilmiş değildir.Kendisi Türkçe'yi yeterli bulmuyor olabilir isterse eski "zengin" kelimeleri eserlerinde kullanabilir ama bu seferde halk onu anlamaz aynen divan şiirinin vakti zamanında anlamadıkları gibi.


Divan şiirinin madara olmasından dem vurmakta Yılmaz Erdoğan buyursun kendisi divan şiiri tarzında aruz vezninde şiirler yazsın elinden tutan mı var? Sanatçı karanlığa küfretmez mum yakar madem günümüzün şartlarına isyan bayrağı çekiyor imkanları nispetinde bayraktarlığına devam etsin arapça-farsça kelimelerle doldurduğu şiirler yazmakta serbesttir lakin okuyacak bir kitle bulabilir mi orası şüpheli.

Arapça'nın Farsça'nın madara edilmesi söylemi ise başlı başına ayrı bir felaket bırakalım araplar arapça,farslar farsça şiir yazsın bize kendi dilimiz yeter.


Filmlerde ezanın yer alıp almaması konusundaki "hassasiyeti" ise zamanında mizahla uğraştığından mizah olarak nitelendirmek gerek pek çok film çekti Yılmaz Erdoğan kaçında ezan sesi duyuldu ? Engelleyen mi oldu ezan sesi duyulmasını? Ayrıca filmde alakadar bir sahne işlenmiyorsa ezan sesinin ne işi olabilir? Kör gözüm parmağına der gibi illa her filmde ezan sesi duyulmalı mıdır? Yoksa Yılmaz Erdoğan'ın tavrı bir yerlere selam çakma çabası mıdır?


Benim sizlerimi bir yana koyalım muhtereme destek veren insanlardan birinin Cüneyt Özdemir olması beni hiç şaşırtmadı destek için yazdığı yazıyı okudum Yılmaz Erdoğanın fikirlerini desteklemek yerine onu eleştirenler hücum edip çakmak ne kadar komik :)


Neyse umarım Yılmaz Erdoğan'da benim sözlerimi düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirir zira kendisinin de söylediği gibi "Düşünce özgürlüğü uygulanır, sadece talep edilmez."

24 Haziran 2010 Perşembe


Yımaz Erdoğan - Etme

0 Yorumgaçlı Okurcan
Yılmaz Erdoğan'ın sesinden dinleyelim bir seferde Mevlana Hazretlerinin o muhteşem şiiri etme'yi.Yalnız dikkatimi çeken birşeyden bahsetmeden geçemeyeceğim dizeleri keşke tam olarak seslendirseymiş atlamadan bütünlüğünü bozmadan böylede güzel ama işte o ama varya...



Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme


İlginçtir Tuncel Kurtiz'in seslendirdiği ile Yılmaz Erdoğan'ın seslendirdiği biraz farklı.Olur o kadarcık kusur kadı kızında bile

7 Nisan 2010 Çarşamba


Yerli Sinemayı eleştirmenin dayanılmaz hafifliği

0 Yorumgaçlı Okurcan
Bizim muhterem eleştirmen ve oyuncularımız nedense popüler sinemayı bir türlü beğenmezler.Ne zaman bir yazı yazsalar ya da demek verseler yerden yere vururlar.Cüneyt Arkın bunun son örneği efenim recep ivediği insanların beğenmesine anlam veremiyormuş ayrıca recep ivedik sevenlerin sosyopsikoloji testlerinden geçirilmesi gerektiğini beyan etmiş.Filmi çok abartılı bulduğunu söylemiş e zaten güldürende o be cüneyt abicim.Hatırla seninde malkoçoğlu,karamurat,battalgazi filmlerin recep ivedikten aşşağı kalır değildi saçmalıkların bini bir paraydı.Şimdiki nesiller senin ciddi ciddi çevirdiğin filmlere gülüyor be abicim.Yazık artık köşenize geçin ve yeni insanlara yol açın böyle köstek olmayın ayıptır günahtır.Tamam Şahan Gökbakar'ı ve Recep İvedik'i beğenmeyebilirsin ancak beğenenleri sosyopsikoloji testlerine havale etmen onları aşşağılamak olmuyor mu ? Adamın biri de çıkıp senin filmlerinle dalga geçse ( geçilmeyecek pek filminde yok ama ) ne kadar hoşuna gider acaba?

Bir diğer faciada Çok Film Hareketler Bunlar yüzünden Yılmaz Erdoğan'a süperpoligon editörü tarafından yapılmış haksız eleştiri.Filmi beğenmeyebilirsin eleştirebilirsin ancak Reyting kaygısıyla televizyonda iyi iş yapan bir programı sinema haline getirip milleti dolandırmakla, iş çevirmekle suçlayamazsın arkadaş.Yılmaz Erdoğan takdire şayan işler yapmakta insan biraz vicdanlı davranır yahu oyuncu yetiştirip birde onlara destek olarak film çevirtmek kolaymı kaç kişi Yılmaz Erdoğanın Türk sinemasına yaptığı katkının yüzde birini yaptı yapabildi ? İşiniz gücünüz popüler insanlar üzerinden kendi reytinginizi ve okunurluğunuzu arttırmak, bu kadar kolay ve ucuzmu bir insana kara çalmak terbiyesizlik yapmak yazıklar olsun.Elinizdeki medya gücünü böylesi hoyratça kullanmak sizi yüceltmez arkadaş aksine yerin dibine batırırı ki battınızda...

Asabım bozuldu arkadaş.....

12 Şubat 2010 Cuma


Yılmaz Erdoğan - Ankara

2 Yorumgaçlı Okurcan


Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri sisli binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde
o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi
dükkanının -ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı esmer cesur korkak
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra belki ahmed arifin aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim,nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.

13 Mart 2008 Perşembe


Adın Bahardı

0 Yorumgaçlı Okurcan
Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
Aşkın içimde solardı adın bahardı

Eteğini koştururdun sokağımızda
Sokak sus pus olur sana bakardı
Bilmezdin gizliden izlediğimi
Gözlerim gözlerinden korkardı
Hatırlıyorum adın Bahardı

Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
Hatırlıyorum adın Bahardı.

Yılmaz Erdoğan

Bu Yol Nereye Gider

0 Yorumgaçlı Okurcan
bir kuğunun boynuna dokunurken

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan önce
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

Yılmaz Erdoğan

Büyüyorum

0 Yorumgaçlı Okurcan
Büyüdükçe,
sentetik zamanlara
kangren ayaklar bastım,
izi kaldı
ömrümün...

Kara çaldılar yüzüme
bütün kara parçalarında
elbette
"afrika dahil"
parça başı çalışan
kiralık katildi zaman.

Gülüşüm sivas yangını,
ağlarsam kızma...
ölmek bile
yakışıyor bazı adama..


Yılmaz Erdoğan

Kayıp Kentin Yakışıklısı

0 Yorumgaçlı Okurcan
Dokuzunda kayboldu Mayıs'ın,
Cesedi bulundu
Onikisinde...

Kaçırıldığında da
Kaybolduğunda da
Ve cesetken de
Yakışıklıydı..

Amcamdı.


Yılmaz Erdoğan

Sana Bakmak

0 Yorumgaçlı Okurcan
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
içinde benzetmeler olan
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah'a inanmaktır


Yılmaz Erdoğan

Bir Nevi Otuzüç Yaş Şiiri

0 Yorumgaçlı Okurcan
Artık kısa pantolonlu çocukları
Gençlik parkına götürmüyorlar
Ve anneler trafik lambalarında köylü değiller o kadar
Locadaki farelerden bile kemirgen
Gişeci kadın nur sinemasında
En sevdiğim karate filmi
Tek kollu kahramanımızdı vang yu
Ve ondan çok kollu doğmuştu bruce lee
Ki genç yaşta kaybettik kendisini

Ulan falkonetti seni bir elime geçireceğim var ya
Elektrikler kesilir zengin ve yoksul'un tam ortasında
Ve'nin tam üstünde yani
Hasstir dense de derinden yurttaşın
Elektrik idaresindeki yurttaşa ne o yurttaş
Zırpa pırta elektrik kesiliyor
Diyebilesi yoktur ki

BİRTEK KOKUDUR GEÇMEYEN ZAMANLA
HER DUYULDUĞUNDA
BİRAZ DAHA KESKİNLEŞEN

O zaman amerikan arabaları bizim evin önünde
Dolmuş eylerken caddeyi
Ümit besen de film yapar niye yapmasın ki furyadır bu
Ama seyretmek suça giriyor canım annem
Zaten bu yumurtalı sandöviçlerle
Kesin kovarlar bizi ki
Korkarım her şiire konuk olacak
Mahur bir otlupeynir kokusu süreyya sinemasında
Mübarekler pikniğe gelmişler
Hayır benim kokoş teyzem
Mübarekler hakkari'den gelmişler

Okul bitimlerinde çamsakızı ağlamalar yok artık
Filiz beni unutma ki hakkari
Unutulmaya müsait bir yerdir
Mektup yaz yoksa çok kurak geçecek bu yaz
Hep saklayacağım hatıra defterime yazdığın
Yazının yanındaki kan damlayan kalbi
Seni seviyorum filiz
Yemin et! bak vallahi!

Yok artık bu kendini şaşırmış
Kendi edasını kendisi bozan cümleler

Niyazi'nin kısalığı uzunların problemi
Aynı zekanın sırasında oturuyoruz
Bozkırımın çilli çocuğuyla avukat oldu sonra
Kimin neresine değer bu nostaljik kırıntılar
Herkesin sandık odası kendine gizemli
Ama kolejli çocuklar nasıl sevişiyor
Ve kızlar yine kolejli onlarda ve taş gibi
Bu kız var ya insanın sevgilisi olsa
Uyku tutmaz adamı
Ama rüyasında başka bir lavuğa vermesin hesabı
Yükseliş'in tuvaletinde kız resmen düşük yapmış
Tabii fevzi de yok
Hepimizin bayıla bayıla yuttuğu
Kolejli çocuk yalanlarını söylesin
Ona kalsa artık sevişmese de olur
Bütün okulu getirip götürmüşlüğü var
Düzliseliliğimize cintonik içiyoruz
Paralı palavralarıyla fevzi'nin
Kolejliden darbe yeme işi ilerideymiş
O zaman bilmiyoruz tabii

Haluk o zaman araba sahibi
Ki biz bisiklet kavgası yapmaktayız daha
Ağbim mustafa'yla
E tabi mobilya dükkanı beş katlı olunca
Olsun yakışır kardeşime ki bazı tandır ısmarlıyor
Siteler dükkana gidince
Nerden baksan kolası ayranı filan
Epey para tutuyor konyalı'dan et yiyorsun kolay değil

Ah pınar! diye girmeli o sokağa
Ey kalçası kendinden güzel kendinden bağımsız insan
O kotu giyiyorsun ya senin değil
Bizim üstümüze
Yapışıyor
Ki levis o zaman herkeste yok
Biz yerli malı dandik kotu
Çamaşır suyuyla amerikanlaştırıyoruz o devir ve
Bir konvers almışım elden düşme ağlaya sızlaya
Babaannem hiçbir marka bilmiyor
Bu pırtıkları mı aldın diyebiliyor konversim hakkında
Ve bir de filiz vermiş pınar'ın annesi bak sen
Ve kader ve songül ve nazire
Ve şu anda adını sayamadığımız
Diyarbakır mantalitesinin kız çocukları
Yakantop en erotik eğlencedir bize

Ah be melike geçme burdan çekirdek çitleye çitleye
Biliyorsun fena oluyor yakan topun
Ateşli kısmı sen gelince
Annesi kuaför ya deli ediyor melike mahallenin istediği zaman fön çekemeyen kızlarını

SENİN GİBİ GÜZELİNİ BİR DAHA
GÖREMEYECEĞİMİ BİLSEM
NE ARTİSTİ BE
KAPINA MENTEŞE OLURUM

Biliyorum aradan yirmi yıl geçti
Bilmiyorum hangi manasız adamlarla seviştin
Biliyorum çok geç oldu kalkacağız bu dünyadan
Ama seni seviyorum melike
Bu şiire biryerde rastlarsan mutlaka beni ara

Başak dediğin dünyanın en genç orospusu
Sokaktan geçen saçının arkası uzun çocuğu kesiyor
Benim elimi tutarken ki orta ikide henüz
Ben lise birdeyim ki saçlarımı ortadan ayırmaya
Cesaretim yok daha
Seni seviyorum diyor yalandan
Vallahi bak diye and veriyor sahtekar
Ve sahtekarlık benim küçük aşüfteme o kadar yakışıyor
Ve ben kadınların sahtekarlıklarına inanmaya
Öyle erken bir yaşta başlıyorum ki
Biliyorum gülücüğünde tüm erkeklere yer var
Başak'ın

Ama gel gör ki ben o zaman
Böyle entelektüel bakmıyorum hadiseye
Tabii diyorum oğlu sende
Bu burun olduğu müddetçe
Ve skoda bacak durumun düzelmedikçe ki
Herşeyin ameliyatı var bunun yok
Hiçbir kızı tümüyle çıplak göremeyeceksin
Peki saçlarımı ortadan ayırsam?
Gitmez olum manyaklaşma senin kafan üçgen
O vakit doğumgünü partisi yapmaktır tek çare ki
Bu sene benim üçüncü doğuşum olacak bu
Ota boka parti veriyoruz dans ederken ilhan
Bir bacağını sabit tutacaksın akabinde tak
Bacağın kızın iki bacağı arasına sızıyor iyi mi
Önce müzük eye of the tiger yeni çıkmış
Ve bittabii sade kola içiliyor o zaman kızlarla
Ortamda içki varsa zaten büyük hadise
Daha kabız zamanlarımız o zaman, o da şundan
Hani pederden gizli tuvalette sigara içmeler sırasında
E malum tuvaleti frost oluyor
Sigara zayi olmasın sebebi o soğukta
Uzayan tuvalet seansları kabız etti netice
Peki hep mi tuvalet ihtiyacı
İclal yengenin yemekli gecelerinde
Az ye hayvan gören de
Seni evde aç bırakıyoruz zanneder
Ama bu börek değil be kardeşim başka bir şey
Ecevit diyor naif amcam bu işi götürür kadrosu var
Demirel'in yok mu
Koskoca demokrat parti tecrübesi var
Ecevit erbakan'la işe girerse sonu olur bence
Ben onu demiyorum kardeşim diyor necdet amcam ki
O ağbeysine kardeşim dediğine göre kesin hır çıkacak

Allahım ne çok aktif siyaset bu
Pasif insanların hayatında
Kaç hükümet düşürdü kaç devrim yaptılar
Tavuk etli rakı sofralarında küçüklüğümün
Bu kadar sever misin memleketi?
Al! Şımardı işte!
Hadi gel dee hala mı demirel geyiğine girme
O zaman demirel başbakan olarak var ve
Spor yaptığına dair hiçbir emare yok

Yok artık o rakı sofralarındaki
Umutlu umutsuzluk
Hep parayı buldun bulamadın muhabbeti şimdiki

Sülün abla senin kıymetini o astsubay bilmez
Perdenin aralığında görmedi ki seni
Evlendiniz sen de lök diye soyundun
Kostüm zorlama ışık berbat
Hiçbirşey sahiden olmuyor
Ama bizim filmimiz öylemiydi seninle
Yatardık sotaya pencerenin önüne
Ürpertir soğuk gece şehvet neyse işte
Senin odanın ışığı yanar
Nasıl çapkın yüzlük bir ampul
İlk gülme efekti belirir gecede
Hemen susturulur kıkırdayan bizzat gece tarafından
Bir an kaybolur odanın kırsalında
Oyalanırsın on saniye kadar
Derken bir dönersin ki bizim perde aralığına
Allahım sutyen katına!
Ve sülün bir beyaz sutyendir ergenlik çağımın adı
Hani senin assubayın görmediği bile
Hani o gerdek karanlığında alelacele çıkarıp
Yastığın altına tıkıştırdığın
Ben sende kadın meselesini sevdim biliyor musun
Şimdi bırak bu ayakları diyeceksin
Ama samimi söylüyorum
Senden öğrendim tenimde kadın ne iş yaparmış
Eyvah dedim ben şimdi hep bundan isterim
Eteği de mi çıkardın
Yok canım bu kadarına dayanmaz
Uzayan sokağın abazanları
İşte düşleri de gerçeği de öldürecek kadar soluk
Ve bir son yazısı kadar sevimsiz gecelik
Örttü meselenin üstünü.
Yani demem o ki sülün ablam
Biz bilirdik kıymetini
Assubaya verdiler o başka

Bir fiyakayla geldiler seni istemeye
O zaman sıteyşın reno yeni çıkmış
Bagaj kısmında çocuk taşımak marifet o zaman
İşte besili papyonlu bir yeğeni oraya çıkarmışlar
Sen de bizim arabanın kafa sallayan köpeği ol misali

Gittin netice
Sıteyşın bir kederle
Bir daha ne senin kıymetin bilinir
Ne de biz yatabiliriz herhangibir kimseyle
Senin beyaz sutyenin olmadan...

Yok artık kaldırımlarda çekirdek çitleyip
Ayıp şeyler konuşan mahalle çocukları
Teknoloji diyorlar bilgisayar internet şu bu
Eğer geçmemişsen
İnteraktif bir kahve muhabbetinin eleğinden
Senden bibok olmaz açık söyleyeyim
Yalanı yüzde görmek gözde tanımak dolanı
Diye bir şey vardı ki çetleşmelerde bulunmaz
Yok artı subayevlerinin
Salkım tadında dizilmiş bahçelerinden
Gül çalan varoş romantikleri
Kurutup karşılıksız aşklarına vandallayan
Çağla çalmaya gider mi insan babasıyla
Tam dallas'ın oynadığı saatte ki o saatte
Apartmanı götürsen kimsenin ruhu duymuyor
Eee kolay mı olum lusi'ye rey amcası kaymış
Gerçi o sıra amcası olduğunu bilmiyormuş
Ama olsun netice değişmez
Islak çağlalar cepleri nemlendiriyor ya
Nasıl bahar oluyor anlatamam
Veya kırmızıyla daha dün tanışmış bir kiraz tanesinin
Ki cennetin afişi bir gün yapılacaksa
Mutlaka bu kiraz tanesi de bulunmalıdır
Ağza getirdiği bayram sabahı ekşiliği
Ben seni denedim demiştin ya yeter mi sana
Hala utanırım hatırladıkça
Hani kendi kirazlarım dururken
Senden istemiştim de hani....neyse utandım yine.

Yok artık golf sahası ki
Kalın duvar dikenli tel ardından izliyoruz
Elin amerikalısının bizim mahalledeki golf maçını
Tam yirmi yıl golf sahasının kıyısında oturdu ama
Golfün nasıl oynandığını hala bilmez mahalleli
Bazan aralardan kaçak sızmalar yapardık
Hani gelincik toplama hesabına

VE ANCAK BENİM ÜLKEMDE
KOVALAR ÇOCUKLARI BEKÇİLER
ÇİÇEK TOPLUYORLAR DİYE...

hele bir de golf topu bulduk mu tamamdır
lan oğlum bu topla ne oynuyor bu kerizler

sonra kaldırdılar dikenli telleri
açıldı halkımın parkı halkıma
ama bir daha
asla
gelincik bitmedi orada
bu da kıssamızın acıklı hissesi
bizde faiz yok
hata payı veriyoruz...

ve sevmeyi ne çok severdik
kızları, memleketi
ve faşistlerden ne çok nefret ederdik
faşist dediğin de kurtlu murtlu
elmanın öbür yarısı işte
daha sümüğümüz pantolonumuzda kurumamış
elimizde leo huberman sosyalizmin alfabesi
çeviriyoruz geleni geçeni
hoop nereden geliyorsun bilader
sağcı mısın solcu mu
ben hiçbirşeye karışmıyorum ağbi
yıkın bu ipneyi ot bu!

romantik şiddet diye bir şey vardı yok artık
şiddet öküzleme bir şiddet işte

HERKES KATİL OLDU SONUNDA
OYSA BİR ARA
BAZILARI KAHRAMANDI.

Kim sallar bu kağıt yokluğunda
Çok bölümü tuvalet kağıdına yazılmış şeyleri
Çünkü akasyalar da yok artık
Nasıl açardı bir orospunun
Orasını burasını açması gibi
Bahardan önce gelip baharı çekiştirir gibi

Akasyalar
Yazlık sinemasında ömrümün
Afişi olmalıdır çocukluk bölümünün
Zaten iyi insan bir sevdiği artisti unutmaz
Bir de akasyaları
Eğer ki çocukluğuna açmışsa
Yenir de o biliyorsun
Ondan sonra ne zaman bir kız elini tutsa
Hatırlarsın tadını

Neyse geç oldu ağbiyciğim
Şimdilik bırakalım
İstersen bırakma kağıt bitti zaten
Ama ömür bu hep yazmaya sebep
Nasılsa devam edeceğiz
Yazmaya.
Yaşamaya.


Yılmaz Erdoğan

10 Mart 2008 Pazartesi


Yaşayabilme İhtimali

0 Yorumgaçlı Okurcan
Soğuk ve şehirlerarası
Otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda
Otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani'de
Haşlama yeme ihtimalini sevdim...
İlkokulun silgi kokan tebeşir lekeli yıllarında
(Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
Özlemeye başladım herkesi
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki
Adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra
Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
Kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık
Ben doktor oluyordum, sen hemşire
Geri kalanlar kontrgerilla...
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu,
Pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumuna inat bir Türkçeyle
Ağbilerimizden öğrendik
Ş harfinden orak çekiş figürleri türetmeyi
Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak)
Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu
Ve belli bir saatten sonra dışarı çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağına geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum...
Yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum
Kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenle yarışıyordum
Yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum, bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum
Zap suyunun sesini başına koyuyordum, şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyorudum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden
Ömrümün en uzun, ömrümün en kısa
Ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar
Yolunu koşuyordum
Çünkü sonunda annem oluyordum
Babam kokuyordum sonunda
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle
(Sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
Bir yol üstü lokantasında
Ben seninle Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğu Beyazıt'ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
Terli coğrafyasında olabilme ihtimalini sevdim
Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim...


Yılmaz Erdoğan
Önceki kayıtlar Anasayfa