Ne Mutlu Türküm Diyene

28 Mart 2009 Cumartesi


Underworld: Rise of the Lycans - Lycanların Yükselişi

0 Yorumgaçlı Okurcan
Bu haftada bir sinema filmi hakkında bir iki kelam edeyim dedim.Underworld serisinin son filmi Underworld: Rise of the Lycans ilk filmlerden daha iyi diyemeyeceğim.Aksiyon deseniz zayıf konu anlatımı deseniz zayıf, biraz görsel efektlerden kurtarsada vasatın üzerine çıkamamış.Bazı sinema sitelerinde serinin en iyi filmi olarak nitelensede benim fikrime göre en yavan olanı.Bu bölümde kurt adamlarla vampirler arasındaki olay ne onu öğreniyoruz.Ancak konu anlatımı o derece zayıf kalmışki yarım yamalak durmuş.Lucian ve Sonja aşkı bile çok basite indirgenmiş, aralarındaki aşkta tutkudan başka birşey yok o tutkuya da filmde sadece bir sahnede şahit oluyoruz.Hatta sonjanın Vicktor tarafından güneşle öldürülme sahnesi bile ilk filmde daha güzel ele alınmıştı.Lucianın doğumu büyümesi çok çabuk geçilmiş halbuki sonja ile aralarında neler yaşandığı bu aşkın nasıl doğduğu ortaya konmalıydı...

Neyse daha fazla anlatırsam filmin anlamı kalmaz en iyisi eğer vaktiniz bolsa ve sinemaya harcayacak fazladn 3-5 kuruşunuz varsa gidin görün am çokta ümitli gitmeyin hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

3 Mart 2009 Salı


Yusuf Hayaloğlu'na İthafen

0 Yorumgaçlı Okurcan

Bir şair daha ayrıldı aramızdan.
Sessizce göç eyledi dünyamızdan.
Söyle yakıştımı sana Hayaloğlu
Her yazdığın haykırış olmuştu bağrımızdan.
Şimdi mutlumusun oralarda
Kar mı oldun o dağlarda
Yoksa sahipsiz bir mezarmısın şarkındaki gibi
Son nefesinde neler geçiyordu aklından ?
Yine manalı manalı bakıyormuydun dünya'ya
İntihar mavisi gözlerinden.
Rahat uyu yas tutmayacağız ardından
Hiç düşmeyecek şarkıların dillerden
Şiirlerin silinmeyecek bu yüreklerden...

19 Şubat 2009 Perşembe


Gazanfer Özcan

0 Yorumgaçlı Okurcan
Türk Tiyatrosu Koca bir çınarını daha yitirdi.Hastalıktan dediler kalp yetmezliğiymiş.Yersen devletin ona reva gördüğü 500 milyarlık vergi cezası koca çınarı yedi bitirdi demekten daha cafcaflı geliyor heralde.54 yılını sahne tozunu yutarak geçirdi son 5 yılı kahır yıllarıydı.Tiyatrosunu ayakta tutmak,vergi borçlarını ödemek için dizilerde filmlerde oynadı.ve malesef başaramadı...Kendileri için tonlarca af çıkaran ayarlama yapan siyaset adamları Gazanfer Özcan için kılını kıpırdatmadı gençliğimizin kuruntu ailesi dizinden Hüsnü Kuruntu Avrupa Yakasından Tahsin Sütçüoğlu artık aramızda değil.Değerli bürokrasimize kına hediye ediyoruz nerelerine yakarlarsa artık...


Tiyatroları

* Yeter Artık
* Sülüman Bacanak
* Koca Eşşek
* Aşk Mektubu
* 5 Milyona Kim Ölmez
* Nereden Nereye
* Karım Gene Doğurdu
* Hanımlar Terzihanesi
* Deli
* Nereden Nereye
* Maymun Gözünü Açtı
* Karımın Nişanlısı
* Öp Babanın Elini
* Aşk Çorbası
* Yağmurdan Kaçarken
* Karımla Evleniyorum
* Oh Olsun

Filmleri

* 1952 İngiliz Kemal Lawrence'a Karşı
* 1953 Çeto Salak Milyoner
* 1954 Fındıkçı Gelin
* 1954 Aramızda Yaşıyamazsın
* 1954 Şimal Yıldızı
* 1958 Allı Yemeni
* 1959 Sevdalı Gelin
* 1959 Garipler Sokağı
* 1961 Biz İnsan Değil miyiz
* 1961 İki Damla Gözyaşı
* 1961 Utanmaz Adam
* 1961 Naciyem
* 1961 Minnoş
* 1961 Yedi Günlük Aşk
* 1961 Külkedisi
* 1962 Damat Beyefendi
* 1962 Şaka Yapma
* 1963 Avare Şoför
* 1970 Vur Patlasın Çal Oynasın
* 1971 Çılgın Yenge
* 1975 Televizyon Çocuğu
* 1975 Tokmak Nuri
* 1975 Ah Nerede Vah Nerede
* 1975 Dam Üstüne Çul Serelim
* 1992 Burnumu Keser misiniz?
* 2000 Komser Şekspir
* 2005 Keloğlan Karaprens'e Karşı
* 2007 Beyaz Melek

Dizileri

* 1985 Bu nasıl iş?
* 1986 Kuruntu Ailesi (Hüsnü Kuruntu)
* 2002 Başımıza Gelenler
* 2003 Baba
* 2004 - 2009 Avrupa Yakası (Tahsin Sütçüoğlu)

11 Şubat 2009 Çarşamba


Sfenks Nedir ?

0 Yorumgaçlı Okurcan
Sfenks, bazen koçbaşlı ve kanatsız olsa da genellikle kadın başlı, aslan gövdeli ve kartal kanatlı, tapınak ve mezar koruyucu mitolojik bir yaratıktır. Adı, bağlamak, sıkmak ve boğmak anlamındaki ‘sphingein’den gelir ki bu tanımları Yunan mitolojisindeki efsanesiyle yakınlık gösterir. Yunan mitolojisinde aşık ama öldürücü, yok edici, yıkıcı ve kötü şans getiricidir. Hades’in uyutucu demonlarından biri olan sfenksten en erken olarak Hesiodos’un Theogania’sında söz edilir. Bazen Ekhidna ve Orthus’un çocuğu olduğu söylenmesine rağmen asıl babası Typhon’dur. Başka bir efsanede Thebai kralının kızı olduğu ifade edilir. Hesiodos sfenksin annesinin ağzından ateş fışkırtan, üç kafalı canavar Khimaria olabileceğini belirtir.

Sfenksin Oeidipus’la olan efsanesi en yaygın ve en bilinendir. Bu efsaneye göre sfenks, Hera ya da intikam için Ares tarafından halkına kızgın olduğu Thebai’ye gönderilir. Halk, kentin girişinde bir dağda kayalık üzerinde bekleyip gelen geçenlere Musalardan öğrendiği bilmeceleri soran canavarın korkusuyla yaşamaya başlar. Bilmeceler “önce dört, sonra iki, daha sonra da üç ayaklı olan ve en çok ayağı olduğunda en güçsüz olan yaratık kimdir?” ve “iki kız kardeştirler, ikisi de birbirini doğurur” dur. Oeidipus ilk bilmeceyi ‘bebekliğinde elleri ve ayakları üzerinde emekleyen, büyüyünce iki ayağı üstünde yürüyen, yaşlılığında bir bastona tutunan insandır’, ikincisini de ‘gün ve gece’ diye yanıtlayınca sfenks kendini kayanın tepesinden uçuruma atar. Oeidipus da kentin kralı olur. Bu efsaneden sfenksin her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir yaratık olduğu anlaşılır. Başka görüşlere göre canavarı bilmeceyi yanıtladıktan sonra Oeidipus öldürür. Bir diğerinde Thebaililer her gün bilmeceyi çözebilmek için toplanırlar ama başarılı olamazlar. Her günün sonunda da sfenks onlardan birini yer. Homeros bu mitostan söz etmez. Hesiodos’ta da çok az yer alır. Yol kesen sfenksin dış görünüşü şiddet sever, saldırgan kişiliğiyle aslan şeklindedir. Soyguncu olarak pençelere ve geniş, ürkütücü kartal kanatlarına sahiptir. Euripides kanatlarının parıldadığını yazar. Ayrıntılı görünüşünü tarif eden Sofokles sfenks için ‘bqvwosvwv’ kelimesini, Aiskhilos ise ‘svonnepiav npvvravis kvwv’ tanımını kullanır.

Bu kanatlı karışık yaratık, benzeri grifon gibi hem dekoratif hem de görevlerini simgelemek amaçlı Mısır, Suriye, Mezopotamya, Anadolu, Pers, Girit, Miken ve Yunan sanatlarında sık sık yer almıştır. Mısır’da 4. sülalenin 4. firavunu Kefren döneminde (M.Ö. 2558-2532) yapıldığı ileri sürülen Gize’deki büyük heykel bilinen en eski sfenkstir. Burada erkek başlı, kanatsız, aslan gövdelidir ve batı-doğu yönünde uzanır. 74 metre uzunlukta ve 20 metre yükseklikteki anıtsal sfenksin gizli bir ifadeye sahip yüzü firavun Kefren’i, aslan gövdesi de onun gücünü sembolize eder. Gize platosundan doğal tek bir blok kireçtaşından yontularak yapılan heykelin ayaklarının altında alabastar mermerden bir tapınak bulunur. Kralın piramidinin yanındaki doğuya doğru bakan ve başı düz bir başlık ile örtülü olan sfenks tüm vadiyle tapınağın süsüdür ve mezarların bekçisidir. Pençelerinin arasında bir hikayenin anlatıldığı stel vardır. Bu hikayeye göre 4. Thutmosis kafasına kadar kumlarla örtülü heykelin üzerinde uyur. Rüyasında onunla konuşan sfenks kendisini bu kumlardan kurtarırsa Thutmosis’in Mısır’ın kralı olacağına dair söz verir. Yapıldığından bu yana defalarca çöl kumları altına gömülen bu görkemli heykel 18. sülale devrinde, hikayede adı geçen 4. Thutmosis tarafından temizlettirilir. Sonraki dönemlerde önemsiz tamiratlar geçirir ve en son 1998’de Mısırlılar tarafından on yıl süren bir restorasyonda zemine kireçtaşı blokları ilave edilir.

Mısır’da firavun portrelerinin sfenks biçiminde yapılması gelenektir. Bu yaratığın ortaya çıkışı da firavunun aslan kadar güçlü olduğunu göstermek içindir. 56. sülale zamanında sfenks aslanların adı altında anılır ve Aton ile özdeşleştirilir. Yeni imparatorlukta 1.Thutmosis zamanında Gize sfenksinin adı ‘Hor-em-akhet’ yani ‘Horus Ufukta’ ve ‘Horus Mezarlıkta’dır. Latin metinlerinde ise sfenks yeraltı dünyasının kuzeyinde uzak bir yerde durur ve Nemes krallığının sihirli peruğunun koruyucusudur. Orta İmparatorlukta 1.Seostris sarayının muhafızlarıdır. 3. Amenemhat’ın Ugarit’e gönderdiği iki sfenks Baal Tapınağı’nın girişine yerleştirilir. Yeni İmparatorluk döneminde de yapılan tapınaklara açılan yolların iki kenarında kalın temeller üzerine oturan sfenksler dizilidir. Karnak’taki Amon Tapınağı’nın giriş yolundakiler aslan gövdeli ve koçbaşlıdır. Tapınağın tanrısını kötü etkilerden koruduğuna inanılan karışık hayvanların ayaklarının arasında bir tanrının ya da kralın heykeli bulunur.

Mısır mitolojisinde önemli bir rolü olan sfenks yeraltı dünyasının kapılarının da gardiyanıdır. Pasif muhafızlıktan kralın düşmanlarını yok ediciye dönüşen bu doğaüstü yaratık bir yazıtta kendini şöyle ifade eder: “Mezar şapelini korurum. Mezara ait odanın muhafızıyım. Zorla içeri gireni uzaklaştırırım. Düşmanları ve silahlarını yere fırlatırım. Mezar şapelinden hainleri kovarım. Bir yere gizlenmiş düşmanları yok ederim. Gizlenecekleri yerleri kapatırım”. Kahire Müzesi’nde bulunan 4.Thutmosis’in savaş arabası kartal başlı, kanatlı, elinde hayat sembolü ve oraklı tanrı Horus’un düşmanlarını ayakları altında çiğneyen sfenkslerle süslüdür. Mısır’da böcek şeklinde muskalar, mücevherler, duvar resimleri ve steller üzerinde de tanrısal varlıkları, gücü ve bilgiyi simgeleyen sfenksler genellikle uzanmış durumda, erkek başlı, kanatsız ve sakallı olarak tasvir edilir.

Sfenks Mısır etkisiyle Suriye’de de tanınır ama oradaki anlamı belirsizdir. Suriye ve Fenike tasvirlerinin Mısır’dakinden en önemli farkı kanatlı olmasıdır. M.Ö. 15. yüzyılda ortaya çıkan dişi sfenks de başka bir yeniliktir. Mühürlerde, fildişi ve metal eşyalar üzerinde, oturmuş ve pençesini kaldırmış olarak çoğunlukla bir aslan, bir grifon ya da diğer bir sfenksle birlikte görülür. M.Ö. 13. yüzyılda Fenike’de Kral Ahiram lahtinde kral tahtının yanında durur. Sfenksler cennetin kapılarının muhafızlarıysa buradaki de kralın ruhunu cennete almak için bekler. Suriye üslubundaki mühürlerde saçları kısa kesimli veya Mısır’dakileri andıran bir örtüye sahip karşılıklı duran sfenkslerin aralarında bitkisel motifler bulunur. Ana konunun yanında bezeme amaçlı bu tür figürler fildişi eserlerde de betimlenir. Megiddo’dan Hitit üretimi bir fildişi plaka ilginç bir çalışmadır. Plakanın üst bölümünde yüksek konik şapkalı bir sfenksin göğsünden aslan başı çıkar. Alt bölümde ise saçı bantlı sfenksin hathor lülesi göğsüne iner. Kuyruğu arka bacağın altından yukarıya kıvrıktır ve oturan Mısır sfenksi tarzında gergindir. İki figür arasındaki bitki simetrik değildir. Doldurma öğesi olmasından çok bir sembol gibidir. Suriye’den örneklerde sfenks şeklinde fildişi mobilya parçalarına da rastlanır.

Suriye’den Mezopotamya’ya geçen sfenks tasvirleri Erken Sülale Devri’nde ve Yeni Babil sanatlarında mühürlerde, fildişi eserlerde ve kabartmalarda uygulanır. Sümerlerde İştar Tapınağı’nda böyle kanatlı, insan başlı kabartmalar vardır. Yeni Asur döneminden 2. Asurnasirpal’in (M.Ö. 883-859) Nimrud’daki sarayının kapısındaki sfenks aslan gövdeli, kartal kanatlı, erkek başlı, sakallı ve uzun saçlıdır. Lamassu da denilen heykelin önden bakıldığında iki bacağı profilden ise arka bacakları ve ortadaki yürür pozisyondaki beşinci bacağı görülür. Yeni Asur döneminde Nimrud’da Asurahaiddin Sarayı’nın bir oda girişinde öndeki çifti büyük, arkadaki ise küçük boyutlu insan başlı, sakalsız, çökmüş, kanatlı aslan biçiminde sütun altlıkları işlevsellikleriyle ön plana çıkarlar. Arslantaş’tan fildişi bir eserde kutsal ağacın iki tarafında karşılıklı duran koçbaşlı, kanatlı sfenksler vücutlarının oyumu ve ön ayakları arasından sarkan giysileriyle ve ince işçilikleriyle farklılaşır. Çift taç takmış sfenkslerin boyunları, tüyleri ve boynuzları ve kutsal ağacın çevresindeki şeritler altındır. Giysilerinden dolayı Korsaabat’ta bulunmuş kanatlı sfenkse benzerler. Ancak Korsaabat’taki insan başlıdır ve Mısır örneklerindeki gibi başlıklıdır. Samarra ve Nimrud’da fildişi eserlerde bu şekilde sarkan giysili sfenksler bulunur.

Anadolu’da sfenks ile ilk olarak Asur Ticaret kolonileri zamanında (M.Ö. 1950-1750) Asur ve Suriye’den ithal edilen silindir mühürleri, Anadolu’ya özgü damga mühürleri ve Kapadokya tabletleri üzerinde mühür baskılarında karşılaşılır. Kapadokya mühür baskılarından birindeki karşılıklı sfenkslerin pençeleri yumruk yumruğadır. Tüylü bir bitki sapı tutarlar. Soldaki sakalsızdır ve şişkin göğsü vardır. Her ikisinin de kıvrımlı kuyrukları yukarıya doğrudur. Cinsiyetleri belirsiz sfenkslerin aralarında aslan ve üzerinde kuş bulunur. Bu dönemde Anadolu’da mühür kesicileri tarafından Suriye motifi yorumlanır. Suriye’den gelen mühürlerde genellikle yürür ya da oturur pozisyondadır. Farklı bir örnek aslanın sırtına basan sfenkstir. Bu pozun benzeri Ras Sarma-Ugarit kazılarında bulunan ve M.Ö 1400 yıllarına tarihlenen bir fildişi plaka üzerindedir. Yerli stilde oyulmuş mühürlerden birinde sfenks sakallı ve kanatsız oluşuyla Mısır prototipinin özelliklerini korur. Oturan kanatsız sfenksler Anadolu’da ilk koloni devrinin ikinci safhasına özgüdür. Acemhöyük Sarayı’nın fildişi sfenksleri sakalsızdır, dikey ve geriye doğru kalkık kuyrukludur. Bunlardan birinde karışık varlığın başı üzerinde ve ayakları altında delikler vardır. Gözleri iri, burnu çıkıntılı, ağzı hafif gülümser, saçlarının kıvrımları ve pençeleri belirgindir. Göze hitap eden, incelikli hoş bir çalışmadır. Geç Hitit heykeline yakın bir stilde yapılan sfenkslerin saçı Mısır örneklerindeki gibi göğse düşen Hathor kıvrımlıdır. Yeni Hitit devleti (M.Ö. 1400-1200) döneminde Boğazköy’de bulunan fildişi plakanın ortasındaki sakalsız sfenksin saçı kıvrımlıdır ve başında bir şapka vardır. Kanatları ayrı olarak doğal olmayan bir tarzda açıktır.

Hititlerin başkenti Boğazköy’ün sur girişlerinden güneydeki Yerkapı’da kapı geçitlerini koruyan dört sfenks heykelinden doğudaki Berlin, batıdaki İstanbul müzesindedir. Restore edilen diğer ikisi kapı girişlerindedir. Dişi sfenks kapıların taştan pervazları içinde şekillendirilmiştir. Yalın gövdeleri dışarıya taşkındır. Kuyrukları yukarı doğrudur ve uçları spiral biçiminde sona erer. Bu örnekler ikinci binde Anadolu’da benzerleri içinde en önemlilerindendir. Boğazköy kazılarında bulunan sfenksler tanrısal boynuzlu başlığa sahiptir. İşleniş biçimleri Yerkapı ve Alacahöyük’tekilerden farklıdır. Yüzlerinin tasviri ve Hitit tanrılarının konik başlığı Anadolu Hitit sanatı özellikleri gösterir. Geç Hitit devleti (1200-700) döneminde M.Ö 8. yüzyıldan Zincirli İçkale’de Hilani 3’den sütun kaidesi şeklindeki sfenkslerin başları ve gövdenin ön kısmı, ön bacakların arkasına kadar heykel gibi üç boyutludur. Saçları, kulağın önündeki helezon bukleleriyle Arami stilinin aynısıdır. Ancak yele tüylerinin ve kanatlarının pul pul işlenişi, iki bacak arasındaki kuyruğun püskül biçimli ucu Asur özellikleri gösterir. Geç Hitit şehirlerinden biri olan Karatepe’de kalenin kapı aslanlarının arkasındaki sfenkslerin başları bedenlerine oranla çok daha iri ve heykel gibi üç boyutlu bir görünümdedir. Bedenleri yüksek kabartma olan sfenkslerin iri başları, küskün yüzleri, beyaz taş üzerine kakma gözleri ürkütücüdür. Ön kısımlarında yer alan önlük benzeri giysi ve omuzluklar Fenike-Suriye’ye özgüdür. Bu dönemden ilginç bir diğer örnek Kargamış’tadır. M.Ö 9. yüzyıla ait bazalt kabartmalarda insan ve aslan başlı sfenksler oyuludur. Koniye benzer, üzeri yuvarlak olarak biten bir şapka takan insan başlı sfenksin göğsünden ağzı açık bir aslan başı çıkar. Saçı örgülü ve içe doğru kıvrımlıdır. Kanadın tüyleri yatay çizgileriyle belirgindir. Aslan gövdesi yürür pozisyondadır. Kuyruğu yukarıya kalkık ve dışa dönüktür.

Pers sanatında grifon gibi sfenksin de kabartmalarda, silindir mühürlerde ve küçük eserlerde tasvirleri bulunur. Persopolis sarayındaki muhafız görevindeki kanatlı sfenkslerde Asur etkileri göze çarpar. Susa sarayından renkli bir tuğla panodaki karşılıklı iki sfenksin üzerinde Pers dini Zerdüştte tanrıların tanrısı olan Ahuramazda’nın kanatlı diski yer alır. Sakallı, şapkalı ve koyu tenli doğaüstü varlıkların kanatları içeriye, başları ise geriye dönüktür. Anadolu’da Pers satraplığı olan Lidya’nın başkenti Sardes’te mühürlerde ve altın süslemelerde kral sfenksler benzer biçimlerde işlenir; ön ayaklarından biri yukarıya kalkıktır ve arka ayakları üzerinde otururlar. Pers tasvirlerinde çoğunlukla şapkalı, sakallı erkek başlıdır ve üzerlerinde kanatlı diskle gösterilir.

Girit’te Zakro mühürleri, minyatür fresklerdeki ve figürlü dokuma kumaşları üzerindeki sfenksin grifon gibi Suriye’den geldiği ileri sürülür ama Girit sfenksi bazı orijinal özelliklere sahiptir. Çoğunlukla önden gösterilir ve kelebek gibi kanatları açıktır. Saç düzenlemesi farklıdır ve başında taç vardır. Daha çok dini konulu resimlerde rastlanır. Miken’de ise ilk uygulanışı M.Ö. 16. yüzyılın ikinci yarısında kuyu mezarlarından çıkarılan eşyalar üzerindedir. Bir fildişi kutuda karşı karşıya duran iki sfenks Aslanlı kapıdaki kabartmayı hatırlatır. Attika’dan bir örnekte ise yatıktır ve kanatları iki yana açıktır. Saçı göğsüne iner ve başında şapka vardır. Enkomi’den bir Miken vazosunda karşılıklı duran ve kanatları sivri iki sfenksin ortasında bir bitki bulunur. Baş, göğüs ve kanatların biçimi tipik Miken tarzındadır. Bezeme amaçlı Miken sfenksi Asur ve Fenike’dekiler gibi her zaman kalkık kanatlıdır. Kadın yüzüne sahip olmasına rağmen göğsü kadınsı değildir.

Girit ve Miken kültürlerinden sonra M.Ö 1200’den itibaren 400 yıl boyunca Yunanistan’da izine rastlanmayan sfenksler Asya’da varlıklarını sürdürürler. M.Ö. 8. yüzyıl sonunda Yunan sanatında Doğu etkilerinin görüldüğü dönemde yeniden ortaya çıkar. Arkaik dönemde pişmiş toprak lahitlerde, vazolarda, mücevherlerde, süs eşyalarında ve sikkelerde yer alır. Bunun yanında lahitlerde, tapınak friz ve metoplarında, mezar anıtı ve gömüt taşlarında kabartma ve heykel olarak uygulanır. Gömüt taşları dikdörtgen bir taban üzerinde ince, uzun bir ayak üstünde sfenksin oturduğu bir içbükey başlıktan oluşur. Sfenksler klasik oturuş pozisyonlarıyla aslanlar gibi bekçi olarak bulunurlar.

Grifonla aynı dönemlerde Yunan sanatına giren sfenks Suriye’deki gibi dişi ve kanatlıdır. Figür olarak Doğu’dan alınan sfenkslerin başında Daidalos üslubu heykellerindeki gibi uzun perukları, Asya sfenkslerinde görülmeyen kıvrımlı kanatları, başlarında çıkıntılı kepleri ve zarif gövdeleri vardır. Çirkin bir canavar değildir tam tersine kadınsı gövdesinden dolayı estetik ve narindir.

Suriye mühürlerindeki sfenkslerin karşılıklı çift veya tek, yürürken, otururken veya uzanmış tasvirleri Yunan’da da benimsenir. Assos Athena Tapınağı frizlerindeki örneklerinde de karşılıklı ve uzanmış pozisyondadır. İkisinin de ön ayaklarından biri kalkıktır. Kalkık ayaklar önlerindeki küçük prototip bir iyonik sütun başlığına dayanır. M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen tapınağın doğu cephesi frizinin orta bloğunda simetrik duran bu arkaik sfenkslerin gövdeleri yere değmez. Erken dönemlerin uzanmış sfenksi daha geç ve klasik döneme doğru ön ayakları üzerinde yükselip arka ayakları üzerinde oturur. M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen Klazomenai lahitlerinin 17’sinin yüzlerinin baş ve ayak kısımlarında ve üst ve alt panolarındaki dekoratif amaçlı sfenksler karşılıklı veya tek, otururlar ve ön ayaklarından biri kalkıktır. Çevrelerindeki bitkisel bezemelerle dekoratif etki artırılır. Klazomenai lahitlerinde resmedilenler, detaylardaki titizlikleri ve ince işçiliklerinden dolayı başarılıdır.

Sfenksin klasik dönemden akik yüzük taşları üzerinde ilginç uygulanışları vardır. Bir yüzük taşında iki vücutlu tek başlı karşılıklı dururlar ve vücutları profilden başları ise önden görülür. Kaküllü saçları gözlerinin önüne iner. Gözleri yuvarlak, burnu ise kısa ve yayvandır. Kanatlar sırtın üst kısmından başlayıp başın yukarısına kadar yükselir. Kanat tüyleri kavisli bir şekilde uca doğru kıvrılır. Ön pençeleri birbirine değer. Kuyrukları yukarıya doğru kalkık ve dışa kıvrımlıdır. Bir başka yüzük taşında iki sfenksin arasında çıplak bir genç diz çökmüştür. Sfenkslerin ön ayaklarından biri erkeğin elleriyle birleşir. Saçlardaki ve tüylerdeki detaylara dikkat edilen bu minik mücevher oldukça ince bir işçilik gösterir. Aynı dönemden Orvieto’dan bir yüzük taşında sfenks, başında miğferi olan çıplak bir gence saldırır. Gencin üzerine çıkar ve onu yere yatırır. Ön bacakları figürün göğsü üzerindedir. Erkek figürünün elinde bir silah vardır ve sfenkse saplamak üzeredir. Sfenks yüzük taşları dışında bilezik gibi mücevherler üzerinde de sevilen bir motiftir.

Klasik dönemden Ksanthos’dan bir lahit kapağının üçgen alınlık kısmında ortada bulunan kapının her iki tarafında simetrik olarak yerleştirilmiş muhafız sfenkslerin görkemli geniş kartal kanatları ince gövdelerinin üst kısmını örter. Kanat tüylerinin çizgilerinde ve kasket üzerinde kırmızı boya izlerine rastlanır. Kabartmanın zemini açık mavi, tüyler kırmızı, siyah, mavi ve beyazdır. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki M.Ö. 5.yüzyıl sonuna tarihlenen mermer Likya Lahti’nin kapağının dar yüzlerinden birinde arka ayakları üzerinde yükselmiş birbirine sırtını dönmüş iki sfenks vardır. Dörtte bir pozdadırlar ve simetriktirler. Kadın yüzünde saçlar dalgalı ve kısadır. Yüzde melankolik bir ifade göze çarpar. Bakışları uzaklara doğru ve hüzünlüdür. Kadın göğüslerinin dolgun ve yumuşak işlenişi klasik üsluba uygundur. Başlar kanatlara doğru yaslıdır. Ön bacaklar sağlam bir şekilde yere basar. Aslan pençeleri ve arka bacakların çömelişi belirgindir. Kuyruğu yuvarlak çizer. Yükselen ve tüyleri belirgin kanatlar kapağın üst kısmına kadar ulaşır. Son derece zarif bu kabartmalar sfenksin dişi özelliklerini yansıtan güzel çalışmalardır.

Oeidipus ve Sfenks efsanesinin betimlendiği bir örneğe kırmızı figürlü bir kylixde rastlanır. İyonik bir sütun üzerinde yüksekte duran sfenks ve karşısında daha alçakta bir kayanın üzerinde oturmuş sakallı ve şapkalı Oeidipus görülür. Bu Thebai kentinin sfenksidir. Başında taç bulunan kısa saçlı sfenks’in meraklı bakışları Oeidupus’a yöneliktir. Oeidipus da düşünceli bir şekilde eliyle çenesini tutar ve korku uyandıran canavara bakar. Buradaki resim sfenksin bilmeceyi sorduktan sonraki anı gösterir. Oeidipus bilmeceyi çözünce sfenks kendini aşağıya atacaktır. Dengeli, ustalıkla ele alınmış ve ayrıntılara özen gösterilmiş bir resimdir.

Mısır’da tanrı, kral ve tanrı-kral diye anılan, Asur ve Hitit tapınak ve kalelerinin kapısında yarı tanrı olarak muhafız görevini üstlenen sfenksler Yunan sanatında da Arkaik ve Klasik dönemlerde heykel ve kabartma olarak lahitlerde, gömüt taşlarında ve mezar anıtlarında, o anıt ve mezarın bekçisi ve koruyucusu konumundadır. Sfenksler grifon gibi mücadeleye hazır ve yırtıcı değil tam tersine sessiz, uyumlu ve gizemli bir muhafızdır. Bununla beraber Klasik dönemde Oidipus’la ilgili efsanesinde sfenks insanları öldürür. Sfenksin insanlarla olan mücadelesi Doğu’dan alınan bir konu olabilir çünkü Mezopotamya sanatında tarih öncesinden Akhemenidler dönemine kadar insanlarla yaratıkların mücadelesi vardır.

Kaynaklar:

Ana Britannica, C.19, Ana yayıncılık A.Ş, İstanbul, 1990, s:294
Canby, J.V., “The Walters Gallery Cappadocian Tablet and the Sphinx in Anatolia in the Second Millinium B.C.” Jornal of Near Esatearn Studies,October,v.34, 1975, s:240
Darga, Muhippe, Hitit Sanatı, Anadolu Sanatları Yayınları, İstanbul,1992, s:119, s:295
Erkanal, A., Anadolu’da Bulunan Suriye Kökenli mühürler ve Mühür Baskıları, T.T.K,Ankara,1993, s:130
Jairazbhy, G.K., Oriental Influences In Western Art, Asia Publishing House, Bombay,1965,s:249,250
Lise, G., Mısır Sanatını Tanıyalım, çev: E.Soley, Inkılap Kitabevi ,İstanbul, 1986, s:18
Pritehard, J.B., The Ancient Near East in Pictures, Princeton University Pres,Princeton,1954,s:327
Sevin, Veli, Yeni Asur Sanatı,1, Mimarlık, T.T.K, Ankara, s:97

7 Şubat 2009 Cumartesi


Cem Karaca

2 Yorumgaçlı Okurcan
Bu gün türk müzik tarihin babalarından birinin daha bizi bırakıp sonsuzluğa göçtüğü gün.Bizlere muhteşem şarkılar ve derlemeler yapıp bırakan vaktinde kıymetini pek bilemediğimiz nice değerlerimizin en nadide olanlarındandı kendisi.Cem Karaca Anadolu Rock akımının yaratıcılarından biriydi.Günümüz rockçularından farklı olarak çok daha protest, daha politik, daha haktan yanaydı.Halka bu yakınlığının bedelini yıllarca yurduna dönemeyerek ödedi.Döndüğündeyse eski dava arkadaşları tarafından resmen satılmışlıkla suçlandı halbuki o vatanına olan hasretinden dönmüştü menfaat için değil.Ancak bizim klasik alışkanlığımız hiç birşey yapmadan sadece eleştirme hastalığımız onuda elinden kaçırmayacaktı.Şimdi elimizde ne kaldı? Giden geminin ardından bakıyoruz gözlerimiz yaşlı biliyoruz onun gibisinin birdaha asla gelmeyeceğini ve hayıflanıyoruz .........

31 Ocak 2009 Cumartesi


Justin Tv

0 Yorumgaçlı Okurcan
İlk olarak şuradan başlayalım Justin tv insanların webcamlerini kullanarak hayatlarının bir kısmını ya da tamamını yayınladıkları bir canlı yayın platformudur.İnsanlar görüntü eşliğinde sohbet ediyorlar marifetlerini sergiliyorlar vs vs .Youtubeden farklı olarak tamamen canlı yayın prensibine dayanıyor.(Tabii daha önceden kaydedilmiş görselleride izlemek mümkün) yani İşin espirisi canlı yayında.Her platforma olduğu gibi burayada bizim güzide vatandaşlarımız damgalarını vurmuş bulunuyor neden diyecek olursanız burada hem lig tv izlemek mümkün hemde canlı yayın yapan bazı bayanlar erkeklerin yoğun ısrarlarına dayanamayarak (bazende kendileri istiyor) bazı erotik şovlar yapıyorlar.Bildiğim kadarıyla bu sistemden para kazanmakda mümkün belli bir izleyici sayısına bir miktar para veriliyor.Lig tv yayını da bulunduğundan mahkeme kararıyla engellenmiş bir site girebilmek için dns ayarı yapmanız gerekli internette bu dns ayarıyla ilgili pek çok bilgi var birde ben burada vermek istemedim.Son olarak girin izleyin diyorum oldukça hoş vakit geçirebilirsiniz.Abartmayın kotalı internetiniz varsa 1-2 günde yer bitirirsiniz kotayı benden söylemesi.

Lig tv İzle

0 Yorumgaçlı Okurcan
Daha önceleri sopcast,tvants,tvuplayer gibi uygulamalarla ligtv izlemek mümkün dü çünki kolaylıkla bu programların lig tv yayını yapan kanallarına erişilebiliyor ufak bir dns ayarı değişikliğiyle maçlar rahatlıkla izlenebiliyordu.Şu suralar bu kanalları bulmak oldukça zorlaştı bu kanalların yerini bildiren sitelerde özel üyelikler istemeye başladılar kısacası işimiz bir kaç misli zorlaştı.Bilmeyenler için söyleyeyim bu yayınları şu sıralarda izleyebilmek için Justin Tv ye girmeniz gerekiyor ve tahmin edebileceğiniz gibi Justin Tv ye girmek türkiyede bulunan insanlar için zor yine dns değiştirmeniz gerekiyor.Buradaki yayınlar hakkında konuşmak gerekirse bir hayli kalitesiz olduğunu söyleyebilirim.Yayında kopmalar,kesintiler bol miktarda mevcut.Bazen küfürler eşliğinde maç izlediğiniz bile oluyor bu yüzden mümkün mertebe ailece izlemeyin.Hatta bir seferinde yayınımı çalıyorlar diye ekrana kocaman küfür yazan biri bile olmuştu :D Bu anlattıklarıma rağmen hala izlemek istiyorsanız.Dns değiştirip izleyebilirsiniz.Allah sabır versin diyeyim şimdiden...

30 Ocak 2009 Cuma


Barış Manço

1 Yorumgaçlı Okurcan
Bu gün Barış Manço'nun ölüm yıldönümü.(1 şubatta hakka kavuştu ama olsun)Hayatını yada biyografisini yazmayacağım sadece ona olan özlemimden,örnek kişiliğinde bahsetmek istiyorum.Gerçekten gerek kişilik gerekse yaptığı işler bakımından eşsiz bir insandı.Trafik kazası yüzünden oluşan yaralarını örtmek amacıyla uzattığı daha sonra vazgeçemediği uzun saçları,ilginç aksesuarları ve hemen her parmağındaki birbirinden güzel yüzükleriyle enteresan (o sıralarda türk toplumunun genel giyiniş ve görünüş tarzına oldukça ters bir imaj) bir insandı,ilginçtir bu görüntüsü bile onun kınanmasına yol açmamıştı.İlk önce gerçek bir insandı,yaptığı sanatı karşısındakine zorlanmadan benimsetirdi,onun kadar sıcak sempatik biri daha göremiyorum.Dünyanın neresine giderse gitsin her köşesinde ayrı sevilirdi.Küçükken hiç kaçırmadan izlediğim yediden yetmişyediye programında her hafta dünyanın başka bir köşesini ayaklarımıza getirir adam olacak çocuk köşesiyle ise bizlere o çocuklardaki gelecek potansiyelini gösterirdi.Fransadaki bir programda küstah fransız programcıya verdiği ders hala dillerde dolanmıyor :) Şu ara müzik piyasasında onun kadar kaliteli 2. bir isim daha yok ve bu gidişatın gösterdiğine göre gelmeyecekte.Gülpembe,Dağlar dağlar,Kol düğmeleri dengi eserleri bir daha duyamayacak bu insanlar.Kültürü görgüsü yaşayışıyla örnek aldığım yegane müzisyendir hatta benim müzikle uğraşmama vesile olan da odur diyebilirim.Gençliğin onun gibi idollere ihtiyacı var....Türkiyenin yetiştirdiği Tek Dünya yıldızıydı ve o yıldız ansızın ve zamansız kaydı gitti aramızdan...Ne zaman adını duysam içim burkulacak ne zaman o şarkılarından birini duysam ve çalsam hüzünler kaplayacak beni senin hasretinle...


Nur İçinde Yat Barış Manço Mekanın cennet Ruhun şad olsun.

27 Ocak 2009 Salı


Ra'nın Gözü ya da Horus'un Gözü

0 Yorumgaçlı Okurcan
Horus’un gözü eski Mısır tasvirlerinde ilâh Horus’un “Ay gözü” de denilen sol gözüne verilen addır. Horus’un gözünün eski Mısır geleneğinde başlıca iki anlamda kullanıldığı bilinir bunlar:

Horus’un gözü: Manevi anlamıyla, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını, insanın iç âlemindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan bu merhametsiz yargıcın keskin bakışını sembolize eder. Bu vicdanın 24 saat kapanmadan açık kalan gözüdür. Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü Güneş ve Ay’ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus’un 24 saat açık kalan gözleri gibi.(Bu nedenle Horus'un gözü güneşle temsil edilen Ra'nın gözü olarak da ifade edilir.)Bu, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez; nefsaniyeti ve kötülüğü temsil eden Seth de bu yüzden bu gözü çıkarmaya çalışmıştır. Eski Mısır mitolojisine göre, Horus sonunda bu gözünü babası Osiris’e vermiş ya da Osiris’in kullanımına bırakmıştır.

Horus’un gözü: Biçimsel anlamıyla, Tanrı’nın "bir"liğini (tekliğini) matematiksel olarak gösteren bir semboldür. Bu anlam şöyle açıklanır: Bir bütün ikiye bölündüğünde 1/2 elde edilir. Bu da ikiye bölündüğü takdirde 1/4 elde edilir. İşleme bu şekilde hep ikiye bölme ile devam edilirse sırasıyla, 1/8, 1/16, 1/32 ve 1/64 elde edilir. Bunların tümü toplandığında ise 63/64 bulunur. Buradan şu sonuç çıkar: Bir bütün, sürekli olarak ikiye bölünmeye devam edilirse, toplam değerde, sonsuzluk hariç, hiçbir zaman bire, birliğe ulaşılamaz; yalnızca Mutlak (Tanrı) bir’dir.

Hemen hemen üye olduğum heryerde kullandığım bu avatarın anlamını sizinle paylaşmak istedim.Umarım verdiğim bilgiler faydalı olur.

Tuba Büyüküstün

0 Yorumgaçlı Okurcan
Tuba BüyüküstünAsıl Adı Hatice Tuba Büyüküstündür.05 Temmuz 1982 yılında İstanbulda doğan Tuba Özel doğuş okullarında okumuş.Akabinde Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostüm Tasarımı bölümünden mezun olmuş.Üniversite yıllarında Reklam filmlerinde rol almaya başlamış.Tesadüfen Tomris Giritlioğlu ile tanıştıktan sonra dizi dünyasına adım atmış.Son zamanlarda Türkiyenin yurtdışında ki tanıtımlarında Türkiyenin Yüzü olması sözkonusu.Güzelliğiyle hakediyor bence.Tatlı masum yüzü iri ve güzel gözleriyle hayran olunası bir bayan.Yazın bikiniyle yakalandığı kareler yüzü kadar vücudununda kusursuza yakın olduğunu gösteriyor.Hatta yanılmıyorsam facebookta Bikinii pozları ile ilgili bir hayran grubuda kurulmuştu :)İşin ilginç tarafı kamera fobisi varmış :) ironiye bakınız.Ayrıca çok sinirlendiğinde bayılıyormuş. :( üzücü bir durum.Ancak doktorların söylediğine göre herhangi bir hastalıktan kaynaklanmıyormuş tamamen sinirselmiş.Hayranlarının endişelenmesine gerek yok..

Oynadığı Film ve Diziler

* Babam ve Oğlum (2005)

* Ihlamurlar Altında (2005) Filiz
* Çemberimde Gül Oya (2004) Zarife
* Gülizar (2004) Gülizar
* Sultan Makamı (2004) Zarife
Yeni kayıtlar Önceki kayıtlar Anasayfa