Dün sosyal medya karşıma çıkardı söz konusu videoyu izlediğim anda kayış koptu bende şakaysa hiç komik değil ciddiyse komik değil bildiğin trajik. Cidden ne olur azalarak bitin artık. Gerçi bu tiplere de pek kabahat bulamıyorum onları bu düşünce tarzına şımarıklık seviyesine iten aileler suçlu aslında. Kendini bildiği andan itibaren yediği önünde yemediği ardında her isteği gecikmeksizin yerine gelen şaşaa ve debdebe içinde yaşayan insan evladı ergeç mevzubahis noktaya ulaşır ister istemez. Burada ismini cismini yazmaya bile gerek duymadım isteyen araştırıp rahatlıkla bulabilirler bu hanım kızın kimliğini.
Bize düşense Porsche'sinde seyrederken Fakirler Ölsün diyenleri ibretle izlemek başka ne gelir elden.
Doğaüstü dizilerin en büyük sıkıntısı konudur aslında kendini diğerlerinden farklı kılan bir şey ortaya koymak zordur başaran yürür gider zaten maalesef Syfy'ın yeni dizisi Dominion'un dezavantajı ve en büyük hanikapı da bu yoksa gayet izlenebilir. 2010 yapımı Legion (Kıyamet Melekleri) filminden esinlenerek yaratılmış ( laf aramızda filmden daha iyi olmuş orası kesin) ama esinlenilen sadece film mi acaba? Gerçi imdb'ye bakarsak 7.6 almış ama işte o kocaman AMA ortada duruyor
Çok uzatmadan hemen konuya gireyim doğaüstü dizilere aşinaysanız ne demek istediğimi anlarsınız zaten :)
Tanrı 25 yıl kadar önce ortadan kaybolmuş ve melekler insanları suçlayıp onlara Gabriel (Cebrail) liderliğinde savaş ilan etmiştir. İnsanların safında sadece kendi türüne karşı çıkan baş melek Michael (Mikail) vardır. Dünya yerle bir olmuş geriye kalan ( mikailin yardımlarıyla) bir avuç insan ise varolma mücadelesi sürdürmektedir ortalıkta sessizce fısıldanan bir kehanet insanlığı kurtaracak dünyadaki savaşı durdurup düzeni geri getirecek bir çocuğun doğduğunu müjdelemektedir (chosen one).
Anlayacağınız üzere izlemeye başladığınız andan itibaren yahu bu konu supernaturalde işlenenin aynısı değil mi diyorsunuz ister istemez. Supernatural'de de tanrı kayboluyor insanlara yardım eden bir melek var meleklerin büyük kısmı insanları yoketmek istiyor falan fıstık.
Güzel yanlarına gelince dizinin üzerinde büyük emek olduğu ortada görsel efektler gayet başarılı postapokaliptik dünya insanların çaresizliği ve bu durumda bile ortaya koydukları çıkarcılık hainlik gayet net görülebiliyor ve aksiyona kafadan dalıyor bazıları gibi uzun uzadıya girizgahlarla diyaloglarla boğmuyor ancak oyuncuların geneli için oyunculuk açısından başarıdan sözetmek maalesef mümkün değil cast sorunlu baş melekler heybetli kanatlarıyla gayet başarılı resmedilmişken sıradan meleklerin dünyaya indiğinde ordan oraya hopbidi hopbidi zıplayan bildiğin iblis moduna bürünmesi saçma olmuş vs vs aman neyse daha fazla bıdı bıdı etmeyeyim ben ilk bölümü izleyin geri kalana kendiniz karar verin
Bana sorarsanız henüz bitmiş sezondan sonra izleyecek dizi bulamayanlardansanız pilot bölümün ardından birkaç bölüm daha takip edin derim açıkçası ben öyle yapacağım şimdiden yerin dibine sokmak ya da göklere çıkarmak istemiyorum ( gerçi istesem de yapamam:) ) bakalım sonraki bölümler nasıl devam edecek.
İnanın bu illet hastalıktan muzdarip olanları görünce yüreğim sızlıyor hele çocuklar sözkonusu ise resmen dağılıyorum. Bir dünya gereksiz ıvır zıvıra para saçıyoruz onun yerine ne olur bir mesaj atsak ya da ufak bir bağış yapsak da Lösev'e çocukları daha hayatlarını baharındayken kurtarsak löseminin elinden. Çocuklar için kurulacak bu onkoloji hastanesine bağış yapın hayat kurtaracak olmanın verdiği gönül rahatlığıyla hem siz mutlu olursunuz hem hayatını kurtaracağınız bir çocuğu ve ailesini mutlu edersiniz.
Muhtemelen çoğunuz izlemişsinizdir ama izlemeyenler için baştan söyleyeyim henüz konu olarak Penny Dreadful net olarak bir yere bağlanmamış olsa da başrolde Eva Green var daha ne olsun üstelik hatun oyunculukta yardırıyor sırf bu nedenle bile izlenebilir.
İçinde neler yok ki dorian gray, karın deşen jack, frankenstein, vampirler, dracula, eski mısır tanrıları en azından şimdilik farklı bir bakış açısıyla da olsa değindikleri bunlar, ileride daha neler neler olur benim gibi fantastik kahramanlara vs ilgiliyseniz ağzınızı kulaklarınıza vardıracak, suyunu akıtacak şeyler ;) Henüz izlememiş olanlar için kıyısından köşesinden bahsediyorum ki spoiler olmasın tadı kaçmasın.
Viktorya dönemi londrasının o kaotik, karanlık, dibine kadar umutsuz ve acımasız ortamını güzel yansıtmışlar hemen etkiliyor ekran başındakileri diziyi çeken ekibi tebrik etmek lazım en azından benim açımdan yeterince tatmin edici bir kaliteye sahip.
Dizinin tek dezavantajı ilk sezonun yalnızca 8 bölümden ibaret olması tabiri caizse ağzımıza bir parmak bal çalıp eğer çekilirse tabi 2.sezonu iple çektirecekler anlaşılan. Umarım Eva'nin önceki dizisi camelot gibi kısa soluklu olmaz zira onu izlemesi çok keyifli.
Bu aralar ciddi ciddi göçmeyi düşünüyorum bu memleketten zira akıllara zarar bir ortamda yaşamaya çalışıyoruz. Somada madene 300 can veriyoruz sorumluluk hissederek istifa eden bir devlet yetkilisini geçtim ülkeyi yönettiği iddia edilen muhterem zat-ı şahane çıkıp "Bunlar olağan şeylerdir. Bunun yapısında fıtratında bunlar var" diyebiliyor bir allahın kuluda çıkıp e muhterem almanyadaki, amerikadaki madencinin fıtratında niye yok, gelişiyoruz diyorsunuz ama neden hala iş kazalarında en tepelerdeyiz neden ilo 176.madde imzalanmadı diye sormuyor zira o soruyu sorabilecek basın mensubu zaten akredite olupta başbakanın karşısına dikilemiyor ne olur ne olmaz ters bi soru soran olur mazallah başbakanımız üzülür diye "muhalif" gazeteciler kendisine yaklaştırılmıyor.
Fıtrat diye verdiği örnekler taa 50-100 yıl öncesinin kazaları, elin oğlu almış yürümüş biz hâlâ 19. yüzyıl sanayi toplumu kafasıyla yönetiliyoruz ölen ölür kalan sağlar bizimdir mantığıyla.
Bu zihniyetin yönettiği bir ülkede huzur içinde yaşanmaz kimsenin can ve mal güvenliği yok çünkü. Gösteri yapana gaz-cop polisten, başbakana gık çıkarana danışmanından tekme-yumruk, yuh çekersen tokadı yersin azarı vatandaşa hemde bizzat başbakanın kendisinden.
Tesadüf mü dersiniz artık içime mi doğdu bilemem faciadan birkaçgün önce yazdığım yazı ortada orada değindiğim gibi yarın mazallah nükleer santral kurulduğunda bu ellerde bi vukuat bi kaza çıkmama şansı var mı? Bu işin fıtratında var bak nasıl oldu çernobil, nasıl sızınt yaptı fukuşima diyip geçecekler belli oldu artık.
En temizi basıp gitmeli galiba daha az riskli ülkelere yerleşmeli mesela madagaskara falan, pisi pisine ölüm riski daha azdır eminim Türkiyeden.
Maalesef işin aslı bu okurcanlar aynı ekmeği bölüştüğümüz aynı sudan içtiğimiz aynı atmosferi paylaştığımız güzide halkımızın epeyce bir miktarı ne çevre felaketlerinden ne yolsuzluktan ne hırsızlıktan ne ahlaksızlıktan zerrece rahatsız olmuyor. İşte bu duyarsız "nitelikli" çoğunluk sayesinde burnumuz da boktan kurtulmuyor.
Elin oğlu nükleer tesislerden kurtulmaya çabalarken bizimkiler aksine memleketin ta göbeğine 2 nükleer enerji santrali kuracaklar. Nükleer atıklarn ne olacağı muammasını geçtim buralar nasıl ve kimler tarafından işletilecek en önemlisi ne kadar güvenli belli bile değil. Ama bu güzide vatandaşlara sorsan oy verdikleri kimselerin gazıyla "niye la gardaş bizimde nükleer gücümüz olmasın mı" kafasındalar. Güvenli olsa kimse çıkıpta yapmayın demez ama gel de anlat işte tamam yapma demiyorum hobi olarak gene araştırmanı yap ta ki %100 güvenli nükleer enerji elde etmenin yolunu bulana kadar. Hepimizin canına kastetme bari.
Devletin soyulması, ihalelerin peşkeş çekilmesi, yeşil alanların betonlaştırılması, ormanların maden arıycuuuk bahanesiyle yok edilmesi, makamların hakedene değil biat edene verilmesi bu kütleyi ilgilendirmiyor olabilir ama elimizdeki ebedi yegane varlığın yani ülke topraklarının nükleer bir felaket tehlikesiyle burun buruna gelmesi de mi hiç ilgilendirmiyor yahu? Belki diğer herşey yerine konabilir ama nükleer enerji santralindeki en ufak sızıntının uzuuun bir süre dönüşü yok bunun dahi farkında değiller.
Aslında bu nükeer yanlılarına verilecek ders belli hepsini bir nükleer enerji santralinin yanında ikamet etmeye mecbur burakacaksın bir süre, o yusuflamayı ciğerlerinin köküne kadar hissedecekler bak bakalım fikirleri değişiyor mu değişmiyor mu?
Adamın biri ta japonyadan duyarlılık göstermiş bir de üzerine video çekmiş eminim bu satırları okuyaların büyük bir çoğunluğu bu videoyu izlemişlerdir ama ne yapayım izlememiş olan nitelikli kütle bir gün tesadüfen izer de kafasında bir soru işareti olur diye paylaşmadan edemeyeceğim...
Fenerbahçe'nin başına gelen bunca illetten,zilletten sonra şampiyon olmanın keyfini çıkartıp, tadını yaşamak varken hangi insan gider GS Store'u yağmalar neyin kafasını yaşıyorsunuz siz arkadaşım anlamak mümkün değil. Ne olduğunuzu söyleyin bilelim holigan mısınız, vandal mı ona göre muamele edelim bundan sonra.
Bu tip insanlar yüzünden ciddi ciddi soğudum futboldan. Olayın failleri yakalandıktan sonra ortaya çıkıyorki yarısına yakını hırsızlık vs suçtan sabıkalı tamam hadi onların mesleği bu her türlü kılıfta çalacak etrafında toplanan yüzlerce taraftara ne demeli? İçlerinden bir allahın kulu çıkıp hop bilader napıyosunuz burada demiyor, polise haber varmiyor ya da taraftarlar neden olayın gidişatını görüp yağmacıları yalnız bırakıp mağazanın etrafından çekilmiyor delirecek gibi oluyorum düşündükçe.
Karşındaki ezeli ve ebedi rakibinin mağazası düşmanınızın değil yarın öbürgün galatasaray taraftarı benzer misillemede bulunsa bunun sonu gelir mi? Sporda sadece rekabet olur düşmanlık yapılmaz öğrenin artık sonuçta hepimiz bu vatanın evlatlarıyız ailemizde arkadaş çevremizde hiç mi galatasaraylı yok onlara da mı düşman kesiliyorsunuz yani pes vallahi pes
Ya mağaza önünde yakılan o malzemeler yüzünden binada yangın çıksaydı insanlar yaralanıp ölseydi bunu vicdanınıza nasıl yedirecektiniz?
Ha eğer kafanızdaki taraftarlık böyle birşeyse milleti dövmek, mağaza yağmalamak vs batsın sizin taraftarlığınız da insanlığınız da bir Fenerbahçeli olarak utanıyorum hepinizden.
WGN America'da yayınlanmaya başlanan Salem daha birinci bölümde beni benden aldı. Uzun zamandır ilk defa bu kadar izleyeni içine alan bir yapımla karşılaşmamıştım. 1600'lerin Amerikasında Salemde yaşanan cadı avını ve bu avın insanlar üzerinde yarattığı yıkıcı etkiyi adeta gözümüze sokan muhteşem bir atmosfere sahip. O zamanlar cadılıkla suçlanmak kesinlikle ölüm anlamına geliyor zira itiraf ederseniz asılarak, yakılarak öldürülüyorsunuz ya da size zorla itiraf ettirene kadar işkence ediyorlar tabi bu işkence sırasında ölmenizde gayet doğal. Göstermelik mahkemelerde masumiyetinizi ispata imkan vermeden rezilce yargılıyorlar Engizisyondann pek bir farkı yok anlayacağınız
Okuduklarıma göre ilk bölüm sadece benim alakamı çekmemiş yayınlandığı ülke Amerika'da da bir hayli teveccüh göstermişler. Umarım devamını da böyle başarılı olarak getirirler zira bu aralar piyasaya çıkan diziler çok yetersiz ağız tadıyla izlenecek pek az yapım var.
Öyle çok tanınan oyuncuları yok başrollerde Shane West (John Alden) ve Janet Montgomery (Mary Sibley) yer alıyor.
Kısacası benden tavsiye vaktiniz varsa mutlaka izleyin en azından ilk bölümü, aynı çizgiyi gelecek bölümlerde de sürdürürlerse yeni bir bağımlılığımız olacak demektir ;)
Aslında yazmak istediklerim bambaşkaydı ama bu köşe yazısını okuduktan sonra anlamsız geldi Mehmet Y. Yılmaz'ın affına sığınarak yazısından bi parçapaylaşacağım paylaşmazsam içimde ukde kalır :)
Müsrif Merkel’e benden bir hayat dersi
FEDERAL Almanya Başbakanı Angela Merkel, paskalya tatili için her zaman olduğu gibi yine İtalya’ya, Napoli’ye gitmiş.
Pompei kalıntılarını gezerken çekilmiş bir fotoğrafı gazetelerde yayımlandı.
Üzerinde kanvas bir pantolon, bir ceket ve beyaz tişört var.
Pompei müzesinin müdürü, gezisi sırasında kendisine eşlik etmek istemiş.
Merkel bu öneriyi “Resmi gezide değil, tatildeyim, sıradan bir turistim” diyerek geri çevirmiş.
Eşi, bir arkeolog arkadaşı ve iki korumasının 55 Euro tutan giriş biletlerini de kendisi satın almış ve ödemiş.
Zaten tatilini geçirdiği otelin oda ücretini de kendisi ödüyormuş. Tam pansiyon mu, oda-kahvaltı mı, onu öğrenemedim ama.
Bize ne kadar uzak bir durum!
Bir kere koskoca Başbakan iki koruma ile mi gezer?
Bunun ambulansı, önde iki araba, arkada üç araba koruması nerede?
Olur da sağdan soldan protesto gelirse, onları döverek karakola çekecek bir ekip daha gerek.
Ayrıca Başbakan dediğin, elini cebine atar mı? Elini parayla kirletir mi?
Merkel, meteliğe kurşun atarken, bizimkilerin evlerinden milyon Euro’lar taşmasının nedeni bu işte.
Bizimkiler tutumlu, Merkel müsrif! 55 Euro oraya, 750 Euro buraya dağıtırsan, elde para kalır mı? Ondan sonra elde para kalmayınca gidip ucuz kanvas pantolonlar giyiyor tabii. Almancada “kendi zenginini yaratmak” diye bir kavram da olmadığı için
kendisine ne Hermes çanta hediye ediliyor, ne Chanel cüzdan. Bir Bottega
bile alamıyor. Bu işte Almanya da suçlu tabii! O kadar Alman’dan bir Rixos çıkmamış!
Oysa bak bizimkilere: Tutumlu davranıyorlar!
“Sıfırlamak için” bütün yakın akrabaların evi seyyar kasa gibi
kullanılıyor ama elde “babacığımın” 30 milyon Euro’su kalakalıyor!
Sıfırlamak için mecburen gidip ev alıyorlar!
Ne oluyor, hop o evler de değer kazanıyor, al sana yeni para kaynağı!
Birisinin Merkel’e “Damlaya damlaya göl olur” atasözümüzü öğretmesi lazım.
Baskıyı durdurun! Aklıma başka atasözü geldi!
“Bal tutan parmağını yalar”ı öğrense acaba daha mı iyi olurdu?
Bu arada meclisten geçirilmek üzere olan yeni yasa sayesinde muhteremlerin muhalefeti suçlamakta kullandığı baasçı bunlar tezi de tarih oluyor zira kendi elleriyle bir baas rejimi kurmaya başladılar eskiden suriye için söylenen şakayla karışık bir söz vardı "Her 10 suriyeliden 11'i el muhaberat elemanıdır." diye sayelerinde yakında bizim için de benzer cümleler kurulmaya başlanırsa şaşırmayacağım.
Gündemle ilgili birşeyler yazacaksam eğer sıcağı sıcağına değinmekten çekiniyorum ister istemez insan maksadını aşan ifadelerde bulunup sonradan pişman oluyor. Ancak Pamir Bebekte (Pamir Dikdik) durum tamamen farklı oldu zira sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla toplumumuzun bir kesiminin nasıl ahlâkını yitirdiğini, habisleştiğini görünce emin oldum ki zaman ilerledikçe öfkeme yenik düşüp çok daha ağır şeyler yazacağım, vazgeçtim.
Artık karşılıklı olarak acılarımızı paylaşmak yerine körüklemeyi, yaralara tuz basmayı tercih ediyoruz. Kuşkusuz siyasetçilerimizin kamplaşma konusundaki büyük katkıları yadsınamaz ancak bizim hiç mi payımız yok bu hususta? Adeta vicdanımız, yüreğimiz kurumuş, yavaş yavaş aynı evde yaşayan kanlı bıçaklı kardeşlere dönmüşüz.
Hayatını kaybeden el kadar bebeğin yasını tutmak varken bu acı ölümü bile komplo teorileriyle süsleyen, ailesinin mezhebini öne sürerek ötekileştirmeye çalışıp insanlıktan çıkan hatta ölümü bahane ederek köprü protestosu yeni bir gezi direnişi yapmaya çalışacaklar gibi beyin yerine tek hücre sahibi varlıkların bile inanmayacağı saçmalamalarda bulunanları gördükçe asabım hepten bozuldu.
Gözümün önünde araf suresi 179'da tarif edilenler belirdi "Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir." Hele bazılarının yazdıklarını okuyunca sadece ailelerine üzüldüm Allah şeytana bile azap edecek olsa böyle evlat vermez.
Gerçi gezi direnişinde hayatını kaybedenlerin ardından yazdıkları hâlâ hafızalarımızdaki yerini koruyor hadi onlar protesto göserisinde hayatını kaybetti diye öfke saçmalarını bir nebze anlıyorum zira devlet ellerinde ve devleti koruma kollama hissiyatı içinde bir takım hezeyanlarda bulundular ama bu el kadar bebenin ne günahı vardı iki dua okuyup (o kadarını da bildiklerini zannetmiyorum ama) bir rahmet dilemek bu kadar zor geldi o kararmış yüreklerine.
Yine aynı tipler internette mısırda idam cezası almış göstericiler için bizlerden destek beklediklerini beyan ediyorlar ulan sen kendi ülkende gösterilerde hayatını kaybedenlere ne reva gördün ki elin mısırlısı için bizden neyin desteğini bekliyorsun demek var ama neyse sakin kalacağım.
Onlara söylemek istediğim tek şey "Bu utanç sizlere ömür boyu yeter" bir süre geçtikten sonra dönüp yazdıklarınıza bakınca içinizde hâlâ insanlıktan zerre kalmış ise utanırsınız ha eğer o zaman dahi utanmıyorsanız...
Kimdir deyü merak eden olursa Ankaranın Cebeci kazasında hazana çalan eylül ayında doğuvermiş bu insan evladı.Hayata melankolizmin penceresinden bakan çokta ahım şahım olmayan birisidir kendisi.Ne okur derseniz bildiğini okur ,döner döner yine okur.Bol miktarda cigara tüketir.Boş zamanlarında cigara içmeyenlerin cigara içenler üzerinde kurduğu emperyal ve faşizan baskılara kafa yorar.Hobi olarak amatörce şiir yazar,ahkam keser,kafa açar.Arkadaşları için can ciğer kuzu sarması,kaymaklı ekmek kadayıfıdır.Siyasi görüşünü sorarsanız Kamerist - Gençist hareketin yılmaz savunucusudur.
*-Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupery *-Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali *-Grey - E L James *-Tutsak Güneş - Ayşe Kulin *-Fi - Akilah Azra Kohen