İş bu hususta ahkâm kesmek için yeterli bilgi birikimin var mı diye sorarsanız iyi kötü mürekkep yalamış bu mesleğin erbabı olan pek çok usta ve deneyimli gazeteciyi düzenli olarak okumuş ve halihazırda okuyan biri olarak birkaç lakırdı etmeye hakkım olduğunu söyleyebilirim.
Kahramanımızın ismini zikretmeyeceğim ama gündemi takip eden biriyseniz mutlaka kim olduğunu yazının ilk satırlarından sonra şıp diye anlayacağınızı düşünüyorum.
Bir gazeteci siyasetçinin "dindar olmasınlar da tinerci mi olsunlar" beyanatının ardından programına çıkarttığı tinerci çocukla söyleşini yapar akabinde siyasetçiden gelecek tepkiden çekinmez.
Bir gazeteci işini yaptıktan sonra karşıdan gelen atara atar gidere gider kabilinden konuşmaları sineye çekmez hele hele bir siyasetçiden gelen "Şu gazeteciye bak, böyle gazeteci mi olur?" sözlerinin ardından "gazetecilik tamda budur" diyebilecek direyete sahipse eğer ölene kadar sözünün arkasında durur.
Bir gazeteci haklı olduğu bir konuda siyasetçiyle polemiğe girmekten çekinmez doğru bildiğini savunur.Polemiğe girdikten sonra "Böyle bir polemiğin içinde kaldım üzgünüm" demez.
Bir gazeteci polemiğe girdikten sonra yukarıdan gelen baskılara dayanamayıp "Ben dindar bir ailede büyümüş bir gazeteciyim. Annesinin başı örtülü bir gazeteciyim" diyerek kuyruğunu kıstırıp sızlanmaz.
Bu niteliklere sahip olmayan kişi basın kartını iade etmelidir.Tırsan,çekinen kişi gazeteci olamaz.
Şimdi tanıdınız mı kimmiş bu "gazeteci" :)
12 Şubat 2012 Pazar
11 Şubat 2012 Cumartesi
8 Şubat 2012 Çarşamba
Nostalji
Gecenin bir vakti durduk yere içimde eskiye dair bir özlem belirdi aklıma gelenleri yazmazsam içimde kalır.
-Biz eskiden mahalle maçları yapardık sokaklarda sadece 2 taştan mürekkep kalelerimiz vardı sokaklardan şimdiki gibi vızır vızır arabalar geçmezdi.Düşerdik kanımız asfalta akardı ama canımız acımazdı hevesimizden.
-Eskiden oyunlarımız vardı saklambaç,misket,kapak,kukalı saklambaç,yağlı kayış,zıldır zımba vs şimdiki gençler gibi cs'atmazdık ya da knight nedir bilmezdik zira bilgisayarımız yoktu olan insanlar zaten sınırlıydı onlarda da oynayacak pek oyun bulunmazdı malum teknolojinin emeklediği yıllardı.Eve kapanıp dış dünyayla temasımızı kesmezdik istesekte kesemezdik hayat dışardaydı sokaklarda.
-Cep telefonumuz olmadığından eve geldiğimizde kapıda kalırsak komşuya sorardık anahtarı o kadar güvenirdi insanlar birbirlerine hatta anahtar yoksa komşuda beklerdik ana-babamız gelince bizi beklerken bulacağı yeri bilirdi.
-Apartman bahçelerimizde kedi köpek beslerdik ve onlara yiyeceği de ya evlerimizden ya da mahale kasabından temin ederdik şimdiki gibi mamalar yoktu anlayacağınız kedi payı dediğimizde anlardı kasap hemen tezgahın kenarında birikmiş kırpıntılardan bir gazete kağıdına sarar verirdi.Mahallenin hayvanları kimselerden kaçmazdı şimdi taşınacaksanız bir mahalleye eğer kedileri köpekleri kaçmıyorsa sizlerden oraya taşının hemen muhtemelen her sabah günaydın diyen,hal hatır soran,bayramda çocukları kapınızı çalan, komşularınız olacaktır.
-Oyuncaklarmız vardı ahşaptan, bezden,hatırası,dokusu olan hatta yoktu çok zaman kendimiz yapardık, el emeğimizle esnek bir ağaç dalından.Orta kalınlıkta bir dalın iki ucuna ip gerip yay ya da söğüt dalından bir fülüt yapardık elimizi kesmeyi göze alırdık cebimizdeki çakılar birbirimize karşı değil ağaçlara karşı çalışırdı anlayacağın.Çelik çomak için az dal koparmadım ağaçlardan,telerden kendimize çember yapar onu dündürürdük,hayal gücümüz kuvvetliydi vesselam her türlü çer çöpten kendimize oyuncak yapabilme kaabiliyetimiz mevcuttu.
-Kışları kar yağdığında neşe içinde boş arsalara koşar kartopu savaşı yapardık.Çoğumuzun kızağı vardı ama yinede vazgeçemezdik naylon poşetlerle kaymaktan ayrı bir zevk verirdi bize.Eldivenlerimiz buz tutardı kaskatı kaloriferli apartmanların içine kaçar kalorifere koyardık eldivenlerimizi,sırtımızı kalorifere dayar ısıtırdık içimizi,kaloriferde ısınan eldivenlerin çok tuhaf bir kokusu olurdu ama olsun koku umrumuzda değildi ki dona ısına kaymaya devam ederdik hava kararana kadar.
-Soba yanardı çoğu evde o zamanlar, soba başı sohbetleri olurdu.Üzerinde her daim bir çaydanlık çoğu zaman kestane hafta sonları ise içinde kömür ateşinde sucuk yapılırdı ekmek arası.O küçücük soba hayatımızı ısıtmaya yeterdi soğuk kış günlerinde.
-ve Eskiden 246 okurgaç vardı şimdi kalmış 242 nereye gittiniz okurgaçlar :( Böyle mi söz vermiştik birbirimize hani, sonuna kadar beraberdik :(
-Biz eskiden mahalle maçları yapardık sokaklarda sadece 2 taştan mürekkep kalelerimiz vardı sokaklardan şimdiki gibi vızır vızır arabalar geçmezdi.Düşerdik kanımız asfalta akardı ama canımız acımazdı hevesimizden.
-Eskiden oyunlarımız vardı saklambaç,misket,kapak,kukalı saklambaç,yağlı kayış,zıldır zımba vs şimdiki gençler gibi cs'atmazdık ya da knight nedir bilmezdik zira bilgisayarımız yoktu olan insanlar zaten sınırlıydı onlarda da oynayacak pek oyun bulunmazdı malum teknolojinin emeklediği yıllardı.Eve kapanıp dış dünyayla temasımızı kesmezdik istesekte kesemezdik hayat dışardaydı sokaklarda.
-Cep telefonumuz olmadığından eve geldiğimizde kapıda kalırsak komşuya sorardık anahtarı o kadar güvenirdi insanlar birbirlerine hatta anahtar yoksa komşuda beklerdik ana-babamız gelince bizi beklerken bulacağı yeri bilirdi.
-Apartman bahçelerimizde kedi köpek beslerdik ve onlara yiyeceği de ya evlerimizden ya da mahale kasabından temin ederdik şimdiki gibi mamalar yoktu anlayacağınız kedi payı dediğimizde anlardı kasap hemen tezgahın kenarında birikmiş kırpıntılardan bir gazete kağıdına sarar verirdi.Mahallenin hayvanları kimselerden kaçmazdı şimdi taşınacaksanız bir mahalleye eğer kedileri köpekleri kaçmıyorsa sizlerden oraya taşının hemen muhtemelen her sabah günaydın diyen,hal hatır soran,bayramda çocukları kapınızı çalan, komşularınız olacaktır.
-Oyuncaklarmız vardı ahşaptan, bezden,hatırası,dokusu olan hatta yoktu çok zaman kendimiz yapardık, el emeğimizle esnek bir ağaç dalından.Orta kalınlıkta bir dalın iki ucuna ip gerip yay ya da söğüt dalından bir fülüt yapardık elimizi kesmeyi göze alırdık cebimizdeki çakılar birbirimize karşı değil ağaçlara karşı çalışırdı anlayacağın.Çelik çomak için az dal koparmadım ağaçlardan,telerden kendimize çember yapar onu dündürürdük,hayal gücümüz kuvvetliydi vesselam her türlü çer çöpten kendimize oyuncak yapabilme kaabiliyetimiz mevcuttu.
-Kışları kar yağdığında neşe içinde boş arsalara koşar kartopu savaşı yapardık.Çoğumuzun kızağı vardı ama yinede vazgeçemezdik naylon poşetlerle kaymaktan ayrı bir zevk verirdi bize.Eldivenlerimiz buz tutardı kaskatı kaloriferli apartmanların içine kaçar kalorifere koyardık eldivenlerimizi,sırtımızı kalorifere dayar ısıtırdık içimizi,kaloriferde ısınan eldivenlerin çok tuhaf bir kokusu olurdu ama olsun koku umrumuzda değildi ki dona ısına kaymaya devam ederdik hava kararana kadar.
-Soba yanardı çoğu evde o zamanlar, soba başı sohbetleri olurdu.Üzerinde her daim bir çaydanlık çoğu zaman kestane hafta sonları ise içinde kömür ateşinde sucuk yapılırdı ekmek arası.O küçücük soba hayatımızı ısıtmaya yeterdi soğuk kış günlerinde.
-ve Eskiden 246 okurgaç vardı şimdi kalmış 242 nereye gittiniz okurgaçlar :( Böyle mi söz vermiştik birbirimize hani, sonuna kadar beraberdik :(
6 Şubat 2012 Pazartesi
Chuck Norris muhabbeti
Bizde nasıl cüneyt babanın battal gazi mevzuları varsa elin ecnebisinde de chuck norris üzerine komik çeşitlemeler var birkaçı çok hoşuma gitti hele sonuncusunda koptum :)
4 Şubat 2012 Cumartesi
Dindar nesil
Muhterem devlet büğümüzün buyurduğu üzere devlet kendine yeni bir misyon edinmiş bulunmakta "Dindar Nesil Yetiştirmek" zikredilen ülküyü duyduğumda tedirgin oldum.İnsanların dindar olmalarıyla bir meselem olduğundan değil devletin böylesi bir vazifeyi üstlenmesinden doğan kaygının getirdiği bir tedirginlik.
Nasıl olmasın güya 90 yıldır Atatürkçü vatan millet sevgisi dolu nesiller yetiştiriyorduk sonuç ne oldu 1950'den sonra ne Atatürkçülüğü bilen ne vatanseverlikle yakından uzaktan alakası olmayan,seçimlerde siyasetçilerin türlü yalan ve dalaverelerine her seferinde inanan saftirik,hak aramaktan aciz milyonlarca insandan mürekkep kuru kalabalıklar elde ettik.Şimdi yaşanan deneyim ortadayken yetişecek dindar neslin nasıl olacağını tahmin etmekte zor değil.
Yetiştirilmek istenen nesil "bazı" devlet büyüklerine sevgi, saygı ve hürmetini eksik etmeyecek onları sorgulamayacak, bununla beraber dini referanslardan fevkalade etkilenecek,badem bıyık stayla, koyun sürüsü niteliğinde olacak.
Ha eğer murad edilen kendileri gibi "dindar" bir nesil yetiştirmekse muhteremlerin kendi tabirleriyle cemaziyülevellerine bakınca yetişeceklerin pek "dindar" niteliğinde olmayacağı kesin daha ziyade mahalle delikanlısı kıvamında atarlı giderli,içkide sigarada,eğlencede gözü olmayan içenden de eğlenenden de hazetmeyen cuma-bayram namazı kaçırmayan velhasılıkelam cami içi müslümanı bir prototip çıkıyor karşımıza.
Sevgi dolu,insan haklarına saygılı,dürüst insanlar yerine şucu-bucu yetiştirmek artık bana biraz akıl ve mantık dışı gibi geliyor.1930'ların dünyası için normaldi ama şimdi çok arkaik.Devlet illa bir nesil yetiştirecekse insana değer veren nesiller yetiştirmeli onlara herhangi bir misyon yüklemeye kalkmamalı özellikle bizim memlekette, zira olmuyor beceremiyoruz.
Bırakın nasıl olmak istiyorsa öyle olsun yeni nesiller devlet güdümüyle yetişmesinler özellikle tektip genç yetiştirme hevesleri bana almanyanın III. Reich dönemindeki Hitler Jugend'i (Hitler Gençliği) anımsatıyor.
Üstelik bunu yapmak isteyenler enteresandır devletin birşeyler dikte etmesinden en çok yakınan insanlar.
Milli Eğitimde son icraatları Milli Güvenik dersini kaldırmak oldu.Efendiler Askerlerin ders vermesinden rahatsızmış onun yerine dersin içeriği Vatandaşlık dersine ilave edilip sivil öğretmenler tarafından verilecekmiş.Bir süredirde İnklap Tarihi konusunda fikir teatisinde bulunup kamuoyu yoklaması yapmaktalar e birde arapçanın seçmeli dil olarak getirilmesini ekleyin alın size memleketin gideceği istikametin haritası hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Durmak yok uyumaya devam nurlu nesiller geliyor vesselam :)
Nasıl olmasın güya 90 yıldır Atatürkçü vatan millet sevgisi dolu nesiller yetiştiriyorduk sonuç ne oldu 1950'den sonra ne Atatürkçülüğü bilen ne vatanseverlikle yakından uzaktan alakası olmayan,seçimlerde siyasetçilerin türlü yalan ve dalaverelerine her seferinde inanan saftirik,hak aramaktan aciz milyonlarca insandan mürekkep kuru kalabalıklar elde ettik.Şimdi yaşanan deneyim ortadayken yetişecek dindar neslin nasıl olacağını tahmin etmekte zor değil.
Yetiştirilmek istenen nesil "bazı" devlet büyüklerine sevgi, saygı ve hürmetini eksik etmeyecek onları sorgulamayacak, bununla beraber dini referanslardan fevkalade etkilenecek,badem bıyık stayla, koyun sürüsü niteliğinde olacak.
Ha eğer murad edilen kendileri gibi "dindar" bir nesil yetiştirmekse muhteremlerin kendi tabirleriyle cemaziyülevellerine bakınca yetişeceklerin pek "dindar" niteliğinde olmayacağı kesin daha ziyade mahalle delikanlısı kıvamında atarlı giderli,içkide sigarada,eğlencede gözü olmayan içenden de eğlenenden de hazetmeyen cuma-bayram namazı kaçırmayan velhasılıkelam cami içi müslümanı bir prototip çıkıyor karşımıza.
Sevgi dolu,insan haklarına saygılı,dürüst insanlar yerine şucu-bucu yetiştirmek artık bana biraz akıl ve mantık dışı gibi geliyor.1930'ların dünyası için normaldi ama şimdi çok arkaik.Devlet illa bir nesil yetiştirecekse insana değer veren nesiller yetiştirmeli onlara herhangi bir misyon yüklemeye kalkmamalı özellikle bizim memlekette, zira olmuyor beceremiyoruz.
Bırakın nasıl olmak istiyorsa öyle olsun yeni nesiller devlet güdümüyle yetişmesinler özellikle tektip genç yetiştirme hevesleri bana almanyanın III. Reich dönemindeki Hitler Jugend'i (Hitler Gençliği) anımsatıyor.
Üstelik bunu yapmak isteyenler enteresandır devletin birşeyler dikte etmesinden en çok yakınan insanlar.
Milli Eğitimde son icraatları Milli Güvenik dersini kaldırmak oldu.Efendiler Askerlerin ders vermesinden rahatsızmış onun yerine dersin içeriği Vatandaşlık dersine ilave edilip sivil öğretmenler tarafından verilecekmiş.Bir süredirde İnklap Tarihi konusunda fikir teatisinde bulunup kamuoyu yoklaması yapmaktalar e birde arapçanın seçmeli dil olarak getirilmesini ekleyin alın size memleketin gideceği istikametin haritası hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Durmak yok uyumaya devam nurlu nesiller geliyor vesselam :)
1 Şubat 2012 Çarşamba
Haydarpaşa tarih oluyor

An itibariyle İstanbul'un Anadolu ile tüm tren bağlantıları kesik bizim muhterem yüksek zeka sahibi bürokratlarımız böyle uygun görmüşler istimlak edecek ve üzerine yeni hat çekecek arazi bulamamışlar herhalde ya da böylesi kolaylarına gelmiş bilemem.Dolayısıyla Haydarpaşa'da hatlar açılana kadar mecburi istirahate çekilecek.Hesapta yüksek hızlı tren yapacaklar ama onu bile yaparken normal hattı kapatmadan yapmayı beceremiyorlar büyük marifet.
Tren'i hertürlü vasıtaya tercih ederim kendine has bir kültürü,tadı,dokusu vardır canın sıkılırsa kalkar vagonlar arasında dolaşırsın,sigara içmek istediğinde vagonlar arasındaki boşlukta tellendirirsin hatta eskiden sigaralı vagonlar bile vardı ehlikeyf insanlar oradan alırdı biletini,acıkırsan gider yemekli vagonunda akan manzara eşliğinde birşeyler atıştırırsın,uzun yolculuklarda etrafındaki insanlarla iletişime geçer sohbet eder yeni insanlarla tanışırsın içinde kendini tamamiyle hür hissedebildiğin yegane ulaşım aracıdır.
Belki de bu tercihimin sebebi gözümü açtığımdan, kendimi bildiğimden beri trenle seyahat etmemdir kimbilir.
Küçüklüğümden bu yana nerdeyse her sene İstanbul'a giderim ama en çok keyif aldığım ne yalan söyliyeyim tren'den Haydarpaşa'da inmek denizin o keskin iyot kokusunu tarihi mekanın içinden çekmek İstanbul'a dair neredeyse tüm sesleri bir arada işitmek.Ciğerlerine hem tarihin hem denizin nüfuz etmesi kadar keyif verici birşey yok.O büyüleyici atmosferi olmadan da zaten trenle istanbul'a gitmenin bir anlamı olmaz.
Haydarpaşada sonlanmayan bir tren yolculuğu aynı tadı vermiyor kesinlikle.Defaatle bostancıda inmiş birisi olarak konuşuyorum :)
Onarım yapıyoruz adı altında iki sefer yaktılar canım mekanı ama yetmedi işte.Şimdi kapatacaklar, süs biblosu misali kenarda bekleyecek.Eminim kapalı kaldığı süre boyunca tozunu bile alacak kimsecikler olmayacak,öylece bir kenarda atıl boynu bükük kalacak.Diğer atıl kalan tarihi mekanlar gibi.
Nice umutların başladığı,
Nice aşkların kavuştuğu,
Nice sevdaların son bulduğu,
Nicelerinin gurbete açılan kapısı,
Gurbetten dönenlerin,boynu büküklerin,hasretle ardına bakanların son uğurlayıcısı...
Ruhu, tarzı olan bu güzel mekanın neredeyse iki yıl boyunca kapalı kalacak olması benim gibi iflah olmaz bir tren romantiğinin tüylerini diken diken etmeye yetiyorda artıyor bile.Üstüne üstlük kapandıktan sonra yeniden gar olarak açılmayabileceği söylentileri insanı derin endişelere sevkediyor otel ve veya alışveriş merkezi yapacaklarmış kısacası piç edeceklermiş ruhunu Haydarpaşa'nın.
Çok sürmez yakında Topkapı Sarayı'nın yerine rezidans'da diker bunlar demedi demeyin tarihe not düşeyimde.
31 Ocak 2012 Salı
Sevme
Sevme kardeşim sevme...
Sevmeyi bilmiyorsan eğer.
Sevdanı nakte ve şehvete tahvil ettiysen seviyorum deme.Kariyer,para,pul ve dahi güzellik baki değil elbet bir gün bitecek.Ne yapacaksın o zaman, kapının önüne mi koyacaksın bir zamanlar sevdiğini.
Adını duyduğunda için mayhoş olmuyorsa,gördüğünde dizlerin titremiyorsa,elini tuttuğunda kalbin yerinden fırlamıyorsa seviyorum deme.
O yanındayken aklını başkaları,gideceğin tatiller,han,hamam,yat,kat meşgul ediyorsa yol ver gitsin kendine alıştırıp daha fazla eziyet etme kimseye.
Maymun gibi bir dalı tutmadan bir diğerini bırakmıyorsan eğer sevme.Sevdanın matemine bile saygın yoksa seviyorum demeyi haketmiyorsun.
Mutluluk yerine eza cefa vereceksen sırf egonu tatmin için kolunda sepet misali gezdireceksen ağzına bile alma o masum kelimeyi,
Aşkın adını ucuzlatacaksan eğer.
Kısacası sevilmeyi haketmiyorsan,
Sevme kardeşim sevme...
Sevmeyi bilmiyorsan eğer.
Sevdanı nakte ve şehvete tahvil ettiysen seviyorum deme.Kariyer,para,pul ve dahi güzellik baki değil elbet bir gün bitecek.Ne yapacaksın o zaman, kapının önüne mi koyacaksın bir zamanlar sevdiğini.
Adını duyduğunda için mayhoş olmuyorsa,gördüğünde dizlerin titremiyorsa,elini tuttuğunda kalbin yerinden fırlamıyorsa seviyorum deme.
O yanındayken aklını başkaları,gideceğin tatiller,han,hamam,yat,kat meşgul ediyorsa yol ver gitsin kendine alıştırıp daha fazla eziyet etme kimseye.
Maymun gibi bir dalı tutmadan bir diğerini bırakmıyorsan eğer sevme.Sevdanın matemine bile saygın yoksa seviyorum demeyi haketmiyorsun.
Mutluluk yerine eza cefa vereceksen sırf egonu tatmin için kolunda sepet misali gezdireceksen ağzına bile alma o masum kelimeyi,
Aşkın adını ucuzlatacaksan eğer.
Kısacası sevilmeyi haketmiyorsan,
Sevme kardeşim sevme...
29 Ocak 2012 Pazar
İsyan
Bıktım artık yabancı müzik dinleyenlerin arabesk dinleyenler üzerindeki kültürel baskılarından halil sezai misali isyeaaan diye haykırasım var.Geçenlerde ukturk'ün de yazdığı gibi gına geldi artık kardeşim düşün milletin yakasından herkes kendi istediğini dinlesin hakir görmeyin insanları.
Bakın burada şahane iki amatör sentez var ingilizce sözlü arabesk yapmış adamlar fena da olmamış bence :)
Bakın burada şahane iki amatör sentez var ingilizce sözlü arabesk yapmış adamlar fena da olmamış bence :)
26 Ocak 2012 Perşembe
Kavram kargaşası
Bizim milleti anlamaktan bazen çok zorlanıyorum kendi değerlerine en ufak saygısızlığı geçtim hürmetsizliği bile kabullenemeyenler salyalar saçarak çemkirenler başka düşüncelere,başka değer yargılarına sahip insanlar sözkonusu olunca aynı hassasiyeti göstermekten nedense imtina ediyorlar.
En son örneği Murat Altun'un Anıtkabir'i Yunan Tapınaklarına benzetmesi yahu böyle çirkin bir benzetme olur mu? Tamam mimarisi hoşuna gitmiyor olabilir hatta oraya giden insanların saygılarını sunmaları sana tuhaf geliyor olabilir ama bu memleketin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mezarına tapınak yakıştırması yapamazsın arkadaş hele hele bunu birde basın yayın organlarıyla yaptığın röpörtajda belirtemezsin.
Ben her türlü görüşün özgürce tartışılmasından yana biri olarak bile Anıtkabir'in mimarisinin tartışılmasını çok abes buldum.Atatürk'ün ilkelerini, görüşlerini, yaptıklarını tartış hatası varsa söyle amenna sonuna kadar görüşlerini dinlerim,fikrine saygı duyarım hatta fikirlerinden dolayı sana yönelecek oklarla senin arana bile girerim ama mevzu Anıtkabir'e dayanırsa portakal orda kal derim.
Beyzadem saçma sapan sözlerinin ardından Kemalistlerden gelen tepkilere "edep yahu" diyerek cevap vermiş e bilader sen bu kadar kaşınırsan kalkar Anıtkabir'in yerine kümbet tarzı bir mezar yapalım dersen sonunda alırsın ayarını sözlerini söylerken ölçüp biçmezsen "edep" kavramını kendinde uygulamazsan olacağı budur.
Anıtkabir Yunan Tapınaklarına benzemez zira mozoledir mimari yapısıda mozole mimarisini birerbir örtüşür mozole ile yunan tapınağını benzetmek en basit tabiriyle izansızlıktır gerçi daha ağır sözler söylerdim kendisine ama neyse.Bir izansız için günaha girmeye değmez.
Ayrıca insanların Anıtkabire giderek atalarına duydukları minnet,özlem ve hasret nedeniyle gözyaşı dökmelerini yahudilerin ağlama duvarı ile benzeştirmek ise düpedüz terbiyesizlik,edepsizliktir.Kendisine sormak lazım hiç anası ya da babası gibi yakınlarının mezarına gidip dua okurken içlenip ağlamamış mıdır?
Aslına bakarsanız bu yazıyı yazmaya başladığımda çok oturaklı ve detaylı yazmaya kararlıydım mozole ve tapınak arasındaki mimari farklılıklar,Anıtkabiri diğer mozolelerden ayıran ince detaylar ve Anıtkabir içerisindeki figürlerin anlamları vs vs sonradan sözlerin sahibi muhteremi biraz araştırdım da ciddiye alınacak biri değil öyleyse konuya şöyle bir değinip geçeyim içimde kalmasın dedim.
Neyse okurcanlar kusura bakmayın böyle gereksiz bir mevzu için kafanızı şişirdim bir kusurumuz olduysa affola....
En son örneği Murat Altun'un Anıtkabir'i Yunan Tapınaklarına benzetmesi yahu böyle çirkin bir benzetme olur mu? Tamam mimarisi hoşuna gitmiyor olabilir hatta oraya giden insanların saygılarını sunmaları sana tuhaf geliyor olabilir ama bu memleketin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün mezarına tapınak yakıştırması yapamazsın arkadaş hele hele bunu birde basın yayın organlarıyla yaptığın röpörtajda belirtemezsin.
Ben her türlü görüşün özgürce tartışılmasından yana biri olarak bile Anıtkabir'in mimarisinin tartışılmasını çok abes buldum.Atatürk'ün ilkelerini, görüşlerini, yaptıklarını tartış hatası varsa söyle amenna sonuna kadar görüşlerini dinlerim,fikrine saygı duyarım hatta fikirlerinden dolayı sana yönelecek oklarla senin arana bile girerim ama mevzu Anıtkabir'e dayanırsa portakal orda kal derim.
Beyzadem saçma sapan sözlerinin ardından Kemalistlerden gelen tepkilere "edep yahu" diyerek cevap vermiş e bilader sen bu kadar kaşınırsan kalkar Anıtkabir'in yerine kümbet tarzı bir mezar yapalım dersen sonunda alırsın ayarını sözlerini söylerken ölçüp biçmezsen "edep" kavramını kendinde uygulamazsan olacağı budur.
Anıtkabir Yunan Tapınaklarına benzemez zira mozoledir mimari yapısıda mozole mimarisini birerbir örtüşür mozole ile yunan tapınağını benzetmek en basit tabiriyle izansızlıktır gerçi daha ağır sözler söylerdim kendisine ama neyse.Bir izansız için günaha girmeye değmez.
Ayrıca insanların Anıtkabire giderek atalarına duydukları minnet,özlem ve hasret nedeniyle gözyaşı dökmelerini yahudilerin ağlama duvarı ile benzeştirmek ise düpedüz terbiyesizlik,edepsizliktir.Kendisine sormak lazım hiç anası ya da babası gibi yakınlarının mezarına gidip dua okurken içlenip ağlamamış mıdır?
Aslına bakarsanız bu yazıyı yazmaya başladığımda çok oturaklı ve detaylı yazmaya kararlıydım mozole ve tapınak arasındaki mimari farklılıklar,Anıtkabiri diğer mozolelerden ayıran ince detaylar ve Anıtkabir içerisindeki figürlerin anlamları vs vs sonradan sözlerin sahibi muhteremi biraz araştırdım da ciddiye alınacak biri değil öyleyse konuya şöyle bir değinip geçeyim içimde kalmasın dedim.
Neyse okurcanlar kusura bakmayın böyle gereksiz bir mevzu için kafanızı şişirdim bir kusurumuz olduysa affola....
24 Ocak 2012 Salı
Yurdumdan insan manzaraları
Sabahın kör karanlığında uykunun daha tadına bile varamamışken düştüm yollara devlet kapısına doğru malum devlet baba buyurmuş işsizler ve sigortasız çalışanlar 31 ocağa kadar kendilerini fişlettirmezler ve Genel Sağlık Sigortası kapsamına girmezlerse sigorta primi en tepesinden salına vermeyene icraa yollana hatta tiz kelleleri urula.Ankaranın ayazında mabadımız dona dona gittik kaymakamlığa ne derdin vardı sabahın kör karanlığında diyen olursa kafayı çakarım ciddiyim.
Bizimkiler daha önce gidip evrak mevrak işlerini hallettiler lakin benim bizzat gidip evraka imza atmam gerekiyormuş.Dün gittik sistemler kitlenmişti ne yapalım yarın erkenden giderim ben diyerek aldım bizimkileri kıyamet ertesi araf kalabalığının içinden daha fazla eziyet çekmesinler diye.
Tabi bugün erken gitmem herşeyin güllük gülistanlık olacağı anlamına gelmiyordu haliyle, sabahın 7 küsüründe kaymakamlığın içinde bir tabur insanla kuruk beklemeye başladık Allahtan evraklar tam ve doğru doldurulmuştu da birde işin ucuna kadar gelip geri dönme mevzusuya karşılaşmadım benden takriben 5-6 sıra öndeki eleman gibi.
Neyse efenim mesai başlayınca biz kuruktakileri kelle hesabı üçer beşer almaya başladılar içeri lakin daha üç bilemedin dördüncü postada duhul olduğumuz dairenin sistemi cortlamaz mı :) Tabi benim gibi talih yerine kör salih alanında uzmanlık sahibi biri için şaşılacak bir durum değil Allahtan oturacak yerler mevcut, çömdük güzel konforlu sandalyelerimize sıramızı beklemeye koyulduk.
Bu arada nazarı dikkatimi yaşlı bir amca celbetti yaşına hürmetim olmasa daha ağır yazardım ama kurt kocamış çakalın öndegideni olmuş.Kuyruğun önüne geçme ve bu sırada kendisine gelen tepkilere ve amca burada ne yapıyorsun sen vb sorulara edebiyatımızın nadide sanatlarından Tecahül-i arif ile yanıt vermekte ordinaryusluk seviyesine erişmiş olduğunu müşahede ettim.Muhteremi 2-3 sefer kuyruktan attılar lakin amca inadından vazgeçmedi tabi bunlar olurken sıranın arka taraflarından emekli bir asker olduğunu beyan eden bir muhterem daha çıkıp daire zabitliğine soyunmasın mı al sana muhteşem bir orta oyunu.Biz sırada beklerken gülmemek için kendimizi zor tuttuk.En sonunda yaşlı amca polis marifetiyle kaymakamlık sınırları dışına sürgün edildi de millet rahatladı.
Efendime söyliyeyim bunlar olurken sistem göçtüğünden dolayı yapacak birşey olmadığından mütevellit verdik muhabbetin gözüne hatta bir ara memur ablamıza bizlere katıldı yanımda deste getirmiş olsam bir parti batak ya da ihale atacak kadar yakınlık sahibi olduk.
En nihayetinde müdürlerden birisi akıl ettide bilgisayardan online sistemle doldurulup çıktı alınması gereken evrakları bastırıp memurlara bizimle mülakat yaparak doldurmalarını sağladılarda insanlar işlerini halledebildiler benimle beraber ilk giren 10-15 kişinin işi yaklaşık 3 saate bitti.
Kaymakamlıktan ayrılırken anladım ki bizim devletin online işlemlerinden ne köy olur ne kasaba en güzeli old school yöntemlerle manuel çalışma, geç oluyor falan ama sonuçta bir ilerleme kaydedebiliyorsun :)
Bizimkiler daha önce gidip evrak mevrak işlerini hallettiler lakin benim bizzat gidip evraka imza atmam gerekiyormuş.Dün gittik sistemler kitlenmişti ne yapalım yarın erkenden giderim ben diyerek aldım bizimkileri kıyamet ertesi araf kalabalığının içinden daha fazla eziyet çekmesinler diye.
Tabi bugün erken gitmem herşeyin güllük gülistanlık olacağı anlamına gelmiyordu haliyle, sabahın 7 küsüründe kaymakamlığın içinde bir tabur insanla kuruk beklemeye başladık Allahtan evraklar tam ve doğru doldurulmuştu da birde işin ucuna kadar gelip geri dönme mevzusuya karşılaşmadım benden takriben 5-6 sıra öndeki eleman gibi.
Neyse efenim mesai başlayınca biz kuruktakileri kelle hesabı üçer beşer almaya başladılar içeri lakin daha üç bilemedin dördüncü postada duhul olduğumuz dairenin sistemi cortlamaz mı :) Tabi benim gibi talih yerine kör salih alanında uzmanlık sahibi biri için şaşılacak bir durum değil Allahtan oturacak yerler mevcut, çömdük güzel konforlu sandalyelerimize sıramızı beklemeye koyulduk.
Bu arada nazarı dikkatimi yaşlı bir amca celbetti yaşına hürmetim olmasa daha ağır yazardım ama kurt kocamış çakalın öndegideni olmuş.Kuyruğun önüne geçme ve bu sırada kendisine gelen tepkilere ve amca burada ne yapıyorsun sen vb sorulara edebiyatımızın nadide sanatlarından Tecahül-i arif ile yanıt vermekte ordinaryusluk seviyesine erişmiş olduğunu müşahede ettim.Muhteremi 2-3 sefer kuyruktan attılar lakin amca inadından vazgeçmedi tabi bunlar olurken sıranın arka taraflarından emekli bir asker olduğunu beyan eden bir muhterem daha çıkıp daire zabitliğine soyunmasın mı al sana muhteşem bir orta oyunu.Biz sırada beklerken gülmemek için kendimizi zor tuttuk.En sonunda yaşlı amca polis marifetiyle kaymakamlık sınırları dışına sürgün edildi de millet rahatladı.
Efendime söyliyeyim bunlar olurken sistem göçtüğünden dolayı yapacak birşey olmadığından mütevellit verdik muhabbetin gözüne hatta bir ara memur ablamıza bizlere katıldı yanımda deste getirmiş olsam bir parti batak ya da ihale atacak kadar yakınlık sahibi olduk.
En nihayetinde müdürlerden birisi akıl ettide bilgisayardan online sistemle doldurulup çıktı alınması gereken evrakları bastırıp memurlara bizimle mülakat yaparak doldurmalarını sağladılarda insanlar işlerini halledebildiler benimle beraber ilk giren 10-15 kişinin işi yaklaşık 3 saate bitti.
Kaymakamlıktan ayrılırken anladım ki bizim devletin online işlemlerinden ne köy olur ne kasaba en güzeli old school yöntemlerle manuel çalışma, geç oluyor falan ama sonuçta bir ilerleme kaydedebiliyorsun :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













